A.Ali Ural ve Edebiyat Murabıtları

UĞUR CANBOLAT

SAKARYA merkezli ilim araştırma dergisi Zafer’in İstanbul şubesinde çalışıyordum. Derginin her şeyi ve aynı zamanda orta sayfanın değişmez yazarı Selim Gündüzalp sürekli Kemal Ural ve 1962 yılında çıkarmaya başladığı “Şule Dergisi”nden hayranlıkla bahsediyordu. Kendisine yaptıkları ziyaretlerden kesitler aktarıyor ve Zafer Dergisi’nin hayalini o dergiye olan meftuniyetlerinden aldıklarını söylüyordu.

Üstad Kemal Ural ve iki evladını bu sebeple uzun yıllardan beri takibe almıştım. Hiç pişman olmadım. İyi ki de böyle yapmışım.

1990 yılında Şule Yayınları kurulduğunda Şule Dergisi’nin ruhunun burada devam ettiğini düşünmüş sevinçlere gark olmuştum. Merdiven Sanat ve Merdiven Şiir dergilerinden sonra Karabatak dergisinin de okuru oldum.

2000’li yıllarda Üsküdar FM radyosunda kendisinden katkı aldığım A.Ali Ural muhteşem bir irade ve üstün bir disiplinle edebiyat yolculuğuna devam ediyor.

“Posta Kutusundaki Mızıka” kitabını bilmeyen kalmamıştır. 1999 yılında ilk baskısı yayınlanan bu muhteşem çalışma iki yüzüncü baskıya ulaştı.

Yedi şiir kitabının yanı sıra iki öykü kitabının da yazarıdır A.Ali Ural. 2002 yılında İmam Şâfiî’nin şiirlerini çevirip yayınladığında ters köşe olmuştum. Zira bundan haberdar değildim. Başkalarının da aynı gaflet örtüsünün altında kaldığını düşündüğümden ilgi duyabileceğini varsaydığım dostlarıma armağan etmiştim.

Ödüllerinden bahsetmeyeceğim ama deneme kitaplarından söz etmezsem bu yazı eksik kalır. Makyaj Yapan Ölüler, Resimde Görünmeyen, Güneşimin Önünden Çekil, Satranç Oynayan Derviş, Tek Kelimelik Sözlük, Ejderha ve Kelebek, Bostancı Bahane, Peygamber’in Aynaları, Bisiklet Dersleri, Ay Tiradı, Raf Ömrü, Şairin Şairleri kitapları kütüphanenizde hâlâ yer almamışsa eksiklisiniz demektir.

“YAZARLIĞA GİRİŞ” kitabı var şimdi elimde. Yazan, çizen ve bunu murat eden her fâninin elinin altında olması gerektiği kanaatindeyim. Çizerek okuyorum. Korkum şu ki; çizilmedik sayfası kalmayacak. 431 sayfadan müteşekkil kitap “İrade, Disiplin, Derinlik” alt başlığıyla yayınlanmış. 115 yazının arkasında yer alan “Notlar” ve “Dizin” kısmının 52 sayfa tuttuğunu belirteyim ki verilen emek görülebilsin.

Talebelerini “Benim Çerağlarım” diyerek tanımlayan A.Ali Ural’ın 30 yıllık hoca talebe serüveninin bir meyvesi olan kitap ufuk açıcı. “Bülbülün gül ile har davası” olması misalinde olduğu gibi Ali Hoca’nın da öğrencileriyle bir yazı davası var. Disiplini önemsiyor, gayrete inanıyor. Eksiğini söylerken örselemeyen bir dürüstlük ve açık sözlülük barındırıyor fıtratında. Ama yanı sıra taltif cimriliğine de prim vermiyor. Yazılardan çıkardığım bu tavrı öğrencilerinin kıvamını bulmuş kitaplarını neşrederek zaten ortaya koyduğundan herkese aşikâr oluyor.

A.ALİ URAL’IN “Edebiyat murabıtları” yetiştirdiğine inanıyorum.

Öğrencileri kendilerini saf edebiyatla bağlıyorlar. Fazlalıkları budamaktan imtina etmiyorlar. Kelimelerin sarrafı olmayı isteyen talebeler edebiyat kalesinin savaşa hazır gönüllü askerleri misali kuşanıyorlar.

Kuzey Afrika, Endülüs ve bazı İslâm ülkelerinde zâhid, âbid, derviş gibi tekke ehline murabıt deniliyor. Onlar da edebiyat tekkesinin zâhidleri ve âbidleri. Şeyhleri de A.Ali Ural.

Disiplin ve kararlılıkla derinlik kazanan bu edebiyat askerleri hocalarının dikkatli uyarıları neticesinde bu işe daha çok sarılıyor ve kelime-cümle karargahını koruyorlar. Dışarıda düşman bekliyor çünkü.

Edebiyatın sınır boyları aşıldığında düşman güçlerinin kelime okları ve cümle gülleleriyle saldıracaklarının şuurundalar. Kültür emperyalizmi denilen yayılmacılık ve istila hareketleri zaten bu malzemelerle yapılmıyor mu? Hikâye, roman, piyes ve tiyatro ile nüfuz etmiyorlar mı hedefledikleri coğrafyalara, kültürlere…

İşte A.Ali Ural kadim usta çırak ilişkisiyle talebelerini dilin kudretiyle tanıştırıyor, sezgi gücü ve disiplinli çalışma alışkanlığı ile sanatın incelikleriyle hemdem edip hayatın bütün katmanlarını ilgilendiren yazılar yazmaları için otuz yıldır onlara öncülük yapıyor.

A.Ali Ural’ın gönlümdeki tarifi şu: “Edebiyat murabıtlarının sancaktarı…”

USTA çırak meselesini edebiyat açısından görmek isteyenler kitabın 340.cı sayfasına dikkatle bakmalılar. “Usta çırak ekseninde yaratıcı yazarlık” başlığıyla konuyu ele alıyor ve müthiş örnekler veriyor. Edebiyat murabıtları ancak böyle yetiştirilir dedirten yazıdan birkaç örnek sunalım. Ki, meselenin ciddiyeti anlaşılsın.

Zâtî’nin çırağı Bâkî, Nazım Hikmet’in çırağı Orhan Kemal, Flaubert’in çırağı Maupassant, Ezra Pound ve Gertrude Stein’ın çırağı Hemingway, Çehov’un çırağı Gorki, Bergson ve Ruskin’in çırağı Proust, Ezra Pound’un çırağı T.S.Eliot, Cesare Pavese’nin çırağı Calvine, Chatterjee’nin çırağı Tagore, Puşkin’in çırağı Gogol, Yahya Kemal’in çırağı Tanpınar.

AYA VAKFI “Yerden Göğe İnsan” mottosuyla hizmet ediyor. A.Ali Ural Hoca da başkanı. Emek veren kaliteli kadrosuna açılışlarında tanıklık ettim. Hocanın dersleri başta olmak üzere diğer atölyelere de mekân oldu vakıf. En son İstiklal Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un vefat yıldönümünde tertip edilen anma etkinliğine iştirak ettiğimde bir defa daha yakından gördüm. Yerden göğe zarifler…

Malumdur ki, toplumu güçlü kılan unsur aralarında bulunan ulema, urefa, umera ile zurefa’nın kaliteli olmasıdır. Yönetici eliti diye tarif edebileceğimiz umera var mı aralarında bilmiyorum ama bilgin, ârif ve zariflerin olduğu su götürmez.

Kültürümüzün kan damarları mesabesindeki edebi türlere can veren başta sancaktar Ali Hoca olmak üzere vakfın yöneticilerine ve atölyelere emeği geçen bütün edebiyat murabıtlarına şükranlarımı sunmak isterim.

Ya Selam.

05.01.2026

https://www.istiklal.com.tr/yazarlar/a-ali-ural-ve-edebiyat-murabitlari-1080023h

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Post