UĞUR CANBOLAT
DEĞİŞEN şüpheler yeni sorular doğurdu. Bu zaten doğal olanıydı. Zira her dönemin kendine mahsus meseleleri ve yine kendine özgü düşünme stilleri olurdu. Hayatın tabii akışı içerisinde meydana gelen bu hâl elbette gençliğin imanını sorularla çalmak isteyenler tarafından körüklendi.
Akışın yönü değiştirildi.
Verilen çetrefilli cevaplar zihni karıştırıyor ve aklı tatmin etmiyordu. İstenen de buydu.
Her cevap içerisinde ustaca saklanan yeni şüpheler vardı. Okudukça insanların tatmin olması beklenirdi ama iman karşıtı sinsi cereyanlar tam tersini hedefliyorlardı.
Beklenen oldu.
…
“DİN BU” adıyla kitaplar yazıldı. Yaygınlaşması sağlandı.
Daha önce din adına görev yapmış dinden uzak kimileri popüler yapıldı. Konferanslar verdirildi. Haberleri yapıldı. Hedeflenen kitleye ulaşmaları kolaylaştırıldı.
Elbette buna cevap veren ilim ehli de oldu. Pek azı hariç gençliğin kullandığı dili yakalayamadı. Ağdalı medrese lisanıyla metinler yazıldı ama beklenen neticeyi vermedi.
…
ŞÜPHE şüpheyi doğurdu. Zihinler kuşkunun anaforunda iğdiş edildi.
Şüphe benzemek demek. Belirsizlik barındırır. Bu sebeple başka şeyle karışır anlamı taşıyordu. Belirsizlik bile isteye körüklendiğinden netliğe ulaşılamadı.
Ruhlar karardı.
…
SORULARI unutulmuş cevapların hafızları ezberlerini tekrar edip durdular. Elbette iyi niyetliydiler ancak bu yeterli olmadı. Yeni sorularımıza eski cevapları verdiklerinden kuşkularımızı azaltamadılar. Tersine çoğaltıp körüklediler.
Şüpheler değişiyordu.
Sorular değişiyordu.
Cevaplarsa aynı kalıyordu.
…
OYSA irfani kültürümüzde “Vaktin Çocuğu” olmak önemseniyor ve sürekli vurgulanıyordu.
Hepsi o kadar.
Vaktin evladı olmayı önerenlerin bu önermesi de esasen ezberden ibaret kalıyordu.
Vakti okuyamıyorlardı. Zamanın getirdiklerinin farkına varamıyorlardı.
Yıllar öncesinin cevaplarını bir araya gelerek seanslar şeklinde okuyorlar ve ruhani bir haz elde ettikten sonra huşu ile dağılıyorlardı.
Çocuklarının ve torunlarının yeni sorularına verdikleri eski cevaplarla yetinemediklerini, tatmin olamadıklarını görmek istemediler. Göremediler.
…
İFADE müfit demekti oysa.
İstifade ediliyor, anlaşılıyor, hazmediliyor ve yaşama dahil ediliyor anlamına geliyordu.
Ama söylenen sözlerin, okunan metinlerin, yeni üretilmiş gibi gösterilen kopyalanmış cevapların kalplerde yankılanmadığının farkına varılamadı.
…
YÜZLEŞME gerçekleşemedi. Cesaret göstermekte çok zayıf kalındı.
Yüzleşilemediğinde yüzsüzleşileceği hesap edilemedi. Kısmi olsa bile henüz hürmetini kaybetmemiş nesiller ebeveynlerine, hocalarına, üstatlarına, mürşitlerine karşı sınırı aşmadılar. Ancak söylenenler beyinlerini tatmin edip sessizleştiremediğinden aileye başka harice daha başka davrandılar.
Bu, büyüklerimizin “Mukayyet” ile “Muhkemi” karıştırmalarının acı bir sonucuydu. Vahyin her an taze mesajına odaklanıp soruların cevaplarını bizzat ilahi kelamdan aramak yerine hürmet ettikleri ve farkına varmadan mutlaklaştırdıkları kişilerin sözlerine veya metinlerine yöneldiler. Onlar belki de bunlardan tatmin hissine ulaştılar ama sonraki nesli doyuramadığını göremediler.
Soruları unutulan cevapların anlam kaybına uğradığını fark edememenin bedeli ağır oldu. Dindar ailelerin çocukları büyükleri gibi düşünmediler. Yanlış kapılarda cevaplar aramaya koyuldular.
Ve inançsızlık tuzağına yakalandılar.
…
GENÇLİK yıllarımın sıkı arkadaşlarından biriyle geçtiğimiz günlerde yaptığım bir telefon görüşmesi içime kurşun misali oturdu. Dostlarla on senedir yaptığımız “Muhabbet Bağı” meşkinden söz açılınca “Müslüman olmayanları da alıyor musunuz?” dedi kendisini kastederek. Arkadaşım yaşı ilerledikçe sorgulamaya başlamış ve sorularının peşine düşmüş. Belli ki, tatmin olamamış.
Buradan çıkardığım acı sonuç şu: Demek ki, bu dehşetli mesele sadece genç zihinlerle sınırlı değil. Aynı bela yetişkinlerin başında da patlamış.
Bu olguyu daha ne kadar görmezden geleceğiz?
Şüpheler değişince sorular da değişiyor dostlar. Bunun doğal neticesi ise cevapların da değişmesi değil mi?
Soruları unutulan ezberlenmiş eski cevapları tekrar etmekten ne zaman vazgeçeceğiz?
Daha ne kadar kendimize kıyacağız?
Ya Selam.
14.02.2026


