DÜŞ GÖRMEKTEN VAZGEÇMEDİ

BUNA niyeti de yoktu zaten. Bu düşler hayattan düşüren cinsten değildi. Toplayan, bütünleyen, onaran düşlerdi. Aslında bunlara düş demek tam ifade edememekti yaşadığı hali. Ne çare ki, başka bir isimlendirme yapamamıştı.

Bazen çöldeydi. Kupkuru çölleri adımlıyor, aşıyordu. Görüp peşinden gittiği serap değil su idi gerçekten. Varıp kıyısına oturuyor, elini, yüzünü yıkıyor kana kana içiyordu. Düş olsa bunlar mümkün olabilir miydi hiç?

Kimi zaman kendini nazlı bir sevgili şeklinde hissediyordu. Rüzgâra bırakıyordu saçlarını. Hiç müdahale etmiyordu. Düzeltme çabasına girişmiyordu. Madem sevdiğinin nazlı bir sevgilisiydi elbette saçlarıyla istediği gibi eğleşebilirdi.

Geceleri üşüdüğü de oluyordu. Bunu hiç dert etmemişti. Bir kayalığa sığışıyordu. Üşümek ısınmak içindir, sabahı beklemeli, güneşim gelecek diyordu. Sığışıyordu dedim sığıyor yerine. Kendiyle beraber nice hülyalarını da alıyordu o kuytuya.

Korktuğu, ürktüğü olmuştu. Ama hiç kaçmamıştı.

Ve düş görmekten hiç vazgeçmemişti.

07.10.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.