YANILMAZLIK MERTEBESİ

UĞUR CANBOLAT

MÜMKÜN MÜ diyerek meseleye girecekseniz eğer evvel emirde elbette hayır diyeceğim.

Ama benim, senin ve çevremizdeki birkaç zevatın fikri ne ifade eder ki…

Zira genel kanaat budur. Yürür gider bu kervan bu şekilde.

ÖRTÜLÜ YANILMAZLIK diyesim geliyor buna.

Şunu demek istiyorum; aslında herkes yanılmazlığa inanıyor, böyle kabul ediyor, asla tartışmaya açılmasına yanaşmıyor, bu kesin kabulünden vazgeçmek niyetinde değil fakat alenen izhar etmiyor.

Dile dökmüyor. Ya da her yerde ifade etmiyor.

Yani esasen yanılmazlığa inanıyor ama bunu açıkça ifade etmediğinden buna “Örtülü Yanılmazlık” mertebesi diyorum.

ÖRTÜLÜ değil başka bir açıdan baktığınızda da.

Kelimelerle ve yüksek seslerle ifade edilmiyor olsa bile tüm davranış biçimlerini belirliyorsa, yaşama tarzına etki ediyorsa ve her şeyi bu terazide tartıyorsa kişi bunun örtülü bir yanı kalmış sayılır mı?

Önemli olan zaten söylem değil eylem.

Fiil bu şekildeyse ifadeye dökülmemiş olması hakikati değiştirir mi, hayır değiştirmez.

O vakit yanılmazlık mertebesine inanış hususu hem örtülü hem de örtüsüz.

Adı saklanıyor ama kendi icra ediliyor.

YANILMAZLIK ilkesine çocukluk dönemlerimizden itibaren inandırılıyoruz. Kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıdır. Örneğin büyüklerimizin yani dedelerimizin, ninelerimizin veya o yaşa erişmiş olan pir-i fanilerin tecrübelerine vurgu yaparak yanılmazlıklarına hükmetmemiz istenir. Bir müşkülümüz olursa onlara danışmamız salık verilir ve verecekleri hükme de asla itiraz edilmeyeceği öğretilir.

Emir yani hüküm demiri keser. Her zaman bu, böyle olmuştur.

Devamında ise anne babamız yanılmazdır. Ağabeyimiz, ablamız yanılmazdır.

Bizim aile bazı konularda çok hassastır ve yanılmazdır inancı aşılanarak kendi ailesini, kabilesini, kavmini kutsaması sağlanır.

Sıralayarak zihnimize daha iyi yazmak istersek eğer şu başlıkları çıkarabiliriz:

Anne yanılmazlığı. Baba yanılmazlığı. Öğretmen yanılmazlığı. Köy imamının yanılmazlığı.

Kasaba müftüsünün ve kaymakamının, il valisinin yanılmazlığı. Devlet yönetiminde bulunanların tarih boyunca yanılmazlığı. Halifenin yanılmazlığı. Din âlimlerinin yanılmazlığı. Üstadların yanılmazlığı.

Mürşitlerimizin, şeyhlerimizin yanılmazlığı ve dolayısıyla otomatik olarak müritlerinin yanılmazlığı.

“DOLAYLI YANILMAZLIK” diyorum buna.

Ben yanılabilirim, eksik anlayabilirim, dilim yanlış söyleyip ayağım sürçebilir ama ben bir şeyleri anlamaya çalışmayıp, dilimi bu işlerden çekersem ne ayağım sürçer ne kalbim bulanır. Aklımı zaten çalıştırmadığımdan aradan çoktan çekilmiştir anlayışı tam bir “Dolaylı Yanılmazlık” durumu değil midir? Teslim ol, itaat et, rahat et.

UYANIKÇA bir yaklaşım “Dolaylı Yanılmazlık.” Garantici.

Başkalarının yanılmazlığını (eğer öylelerse tabi) kendi yanılmazlık hanemize yazmış oluyoruz.

Başkasının sapanıyla yine başkasının kuşunu vurup kendi sepetine düşürmek gibi.

Sorumluluğu başkasına yükleyici aynı zamanda.  Ki, zaten her taraf bize gelin kurtulun diyenlerle kaynıyor. Renk renk, desen desen. Seç, beğen, al.

PAPANIN YANILMAZLIK ilkesinden daha öte neredeyse bizimkilerin kendilerine vehmederek bize de vehmedip inandırdıkları bu yanılmazlık ilkesi.

Yani, “Mutlak Yanılmazlık” bu. Asla ve kat’a en küçük bir ihtimal kırıntısı bile barındırmıyor bağrında. Oysa yanılmaz gördüklerimiz kişilerde kendi enfüsünde yanılabilirler, kemal mertebeleri sonsuz olduğundan. Duygu ve düşüncelerini karıştırabilir, hayal ve hedeflerini şaşırabilir. Ahlaki zaaflarını mutlak yanılmazlığı ile saklarken çevresine yaydığı negatif enerji ve zararı göremeyebilirler.

Peki, hepsi böyle mi? Hayır. Saf olanlar bir süre sonra gerçeğe uyanabilirler ama ya bile isteye yapanlar? Bizim bu yazıda anlatmaya çalıştığımızda budur zaten.

“YANILMAZLIK MERTEBESİ” neden istenir peki?

Çünkü yanılmazlık mertebesi egemenlik getiriyor. Mutlak yanılmazlık ise mutlak egemenlik.

Tartışılamaz, tartışılması dahi düşünülemez bir otorite sağlıyor.

Korkuya dayalı içinde saygı ve sevgi bulunmayan bir baş eğişi temin ediyor.

İnsanın sınırlı kudretini çok aşan büyük kudretlere erişmiş olma hissi sağlıyor ve Allah’ın yaratmasına karışmasa bile yönetimine ortak oluyor kendi yanlış hülyalı anlayışına göre.

Özel statü sağlıyor. Mühim insanlardan sayılıyorsun. Kapını toplumdan ve yönetim katmanından her anlayıştan kişiler çalarak yanlarına çekmek istedikleri biri durumuna yükseliyorsun.

Arkanda görünmez bir İlahî gücün ve bilgilendirmenin olduğuna inanıyor ve inandırıyorsun. Vahiy değilse bile içine doğanlar ilhamdan çok yüksek başka bir şey ve bağlayıcı. Bu öğretiyi kabul ettiğinde içini nasıl istersen öyle doldurabilirsin. Bir tahdit yok. Kendini bu dünyada kutsanmış olanlardan saydırabildiğin gibi öte tarafta da istediklerini sağlatabiliyorsun beleş olarak.

Dolayısıyla ululadığın kişiye layık gördüğün karizmadan sende payını alıyorsun.

Kolay değil, netice de bu da bir emek değil mi?

Allah’ın bize gönderdiği İlahî vahye kalbini aşina kılan kim yanılmazlık mertebesine inanır ki.

Fahr-i Kâninat Efendimizin kendisine layık görmediği bu tehlikeli anlayışı O’nun yüce ahlakının izinde yürüdüğünü düşünen kim kabul eder ki.

Ya Selam.

25.05.2024

https://www.istiklal.com.tr/yanilmazlik-mertebesi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir