KALBİMİZİN YAŞAM ALANI

ÖNEMSİZ değildir, aksine çok önemlidir. Bir nevi diğer varlıklarla aramızdaki hukuktur.

Ciddiye alınmalı, saygı gösterilmeli ve korunmalıdır.

Bunlar başarılamadığı zaman, yanlış davranışlarda ısrar edildiğinde bunların bedelleri olur.

Ne gibi diye sordu ve devam etti. Ben sadece küresel ısınma ve iklim değişikliklerine dikkat çekmekle yetineceğim. Gerisini siz düşünün lütfen.

Hakkın kurduğu nizamı tahrip etmek insanlık tarihi boyunca ağır bedeller ödetmiştir.

Buna bazıları habitat diyor ki, desinler, uygundur. Kelimelere değil manaya odaklanmak gerekir.

Dikkatinizi çekmeye çalışacağım husus her varlığın yaşam alanının ve şartlarının aynı olmadığıdır.

Ne demek istiyor acaba diye düşünmeye başlamıştım ki devamı geldi. Örneğin, geyikler ormanda yaşar. Kuşlar gökte, kaktüs çölde yaşar. Balıklar suda yaşar. Kurbağa hem su hem karada hayat sürer. Misaller çoktur, konuyu tefekkür etmeyi size bırakıyorum.

Yaşam alanı mekân, yer demektir öncelikle. Beslenmek, büyümek, uyum sağlamak gibi anlamları içerir.

Hayırdır inşallah dedim sessizce. Konumuz hayvan bilimi mi?

Duydu. Tebessüm etti. Evet, ama sadece o değil. Bizler hayata tevhit penceresinden bakabilmeliyiz.

Görevimiz ayrıştırmak değil, birlemektir. Bütünlemektir. Tevhit etmektir.

Bugün anlattığım konuya bazıları ferdi bir mesele olarak bakabilir. Konuyu sadece mesafe, kişisel alan çerçevesine hapsedebilir. Olabilir. Biz böyle bakmayalım. Açıyı geniş tutalım.

Yaşam alanı meselesi hayvanlar âlemi ile sınırlı değildir. İnsanlar arasında da bu mesele mühimdir. Uyulmadığı zaman telafisi zor durumlar yaşanır.

Kişisel alanın tahribi küresel ısınma, iklim değişiklikleri ve besin zincirinin değişmesi ve bozulmasıyla mı sınırlıdır?

Manevi kişisel alanlarımız nasıl bozulur? Kültür kimliklerimiz nasıl tahrip olur? Dil zevkimiz kayıplara nasıl uğrar? Şahsi alanlarımıza kimler nasıl tasallut eder veya biz nasıl ederiz? Bunlar değersiz midir? Konuşmayı hak etmezler mi? Düşünmeyecek miyiz üzerinde?

Pimi çekmiş soruları patlamak üzere zihnimize bırakmıştı. Tamam dedim. Bu kadar bilgiyi sunması yaşanan durumun sonuçlarını düşünmemiz içinmiş.

Haklı, çok haklı hem de.

Bizim ruh hayatımızın besin zinciri bozulmadı mı?

Gönlümüzü hangi irfanî kaynaklarla besliyoruz? Onlara sağlıklı biçimde ulaşabiliyor muyuz?

Ruhumuzun, kalbimizin, duygularımızın, tefekkürümüzün, sevdalarımızın, ideallerimizin bir hayat alanı yok mudur?

Onlar yaşıyorlar mı gerçekten?

Kalbimizin can çekişmesi, ölü aşklarla mefluç olmamızın sebepleri biraz da bundan değil mi?

Aklımızın, yüreğimizin, ruhumuzun yaşam alanlarını önemseyip buna sahip çıkma borcundayız.

İyi bir dersti.

05.12.2018

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir