DİLİMİZ AYNI KAVRAMLARIMIZ BİRSE BU KAVGA NEDEN?

UĞUR CANBOLAT

BİR sebebi olmalı kavgalarımızın.

Bir nedeni bulunmalı söz dalaşlarımızın.

Deyim yerindeyse hayatın her alanında bitip tükenmeyen bir kavganın tam içindeyiz.

Oysa bu itiş kakış neyi çözebilir ki?

Çözemez.

Çözemedi.

BELKİ DE evvela kendimizle olan kavga ile başlamayız meseleyi anlamaya.

Neden kendimizle cedelleşiyoruz?

Aklımızla kalbimiz arasındaki uzayan mesafe bundan olabilir mi?

Söylemlerimiz ve eylemlerimiz arasındaki uçurumu nasıl izah edebiliriz?

SANIRIM dil ve kavram üzerine düşünmeliyiz.

Dilimiz aynı kavramlarımız bir ise ortalık neden toz ve dumandan geçilmiyor?

Şu bilenmiş bakışlar da neyin nesi?

Ya sıkılmış yumruklar?

Söze her başlayanın önce muhatabını aşağılayıcı edası ve suçlayıcı cümleleri nasıl bir zihin dünyasının ürünü?

Biz ne ara sürüklendik buraya?

SORULAR kimi zaman yaralayıcıdır.

Can yakar.

Konuyu açıklığa kavuşturmanın başka bir yolu ne yazık ki görünmüyor.

Yani oturup tekrar düşünmeliyiz.

Dil ve kavramlarımız aynı mı?

AYNIYSA bizim gözden kaçırdığımız başka bir ‘kök neden’ olabilir.

İyice odaklanıp buradaki cerahati temizlemekten kaçınamayız.

Toplumun huzuru aynı dil ve kavramlarla anlaşmasından geçiyor zira.

DÜŞÜNCEM şudur bilmem katılır mısınız?

Dilimiz aynı ama kavramlara yüklediğimiz anlam farklı.

Zamanla anlam kaymaları oluştu ve herkes kendine uygun bir mânâyı benimseyerek muhatabını buradan vurmaya çalışıyor.

Ekranlara bakmıyor musunuz?

Kurşundan kelimeler nasılda başımızda vızıldıyor.

KONUŞUYOR gibi yapıyoruz ama aslında yaptığımız şey kavga.

Birbirimizi gömme işlemi.

Verdiğimiz görüntü anlaşmak maksadıyla konuşuyor gibi yapmak. Ama bu arada hiçbir fırsatı kaçırmamak üzere bir avcı hassasiyetiyle tetikte durmak.

Ve ilk fırsatta zehirli okumuzu acımasızca karşımızdakine fırlatmak.

Buraya ne kadar uygun düşer emin değilim ama Mihail Gorbaçov’un bir sözünün meseleye ışık tutabileceğini düşünüyorum. Şöyledemişti kendini ve dönemini eleştirmek maksadıyla: “İşçiler çalışıyor gibi yapıyordu. Biz maaş ödüyor gibi yapıyorduk.”

Aynen buna benziyoruz.

Konuşuyor gibi yapıyoruz ama aslında kavga ediyoruz.

Anlaşıyor gibi yapıyoruz ama aslında yeni tartışma doneleri yakalamak için çabalıyoruz.

Seviyor gibi yapıyoruz ama içimizde nefret filizlerini büyütüyoruz.

Müspetmiş gibi gösteriyoruz kendimizi ama içimizde kötücül duyguları büyütüyoruz.

Herkesin iyiliğini düşünür gibi edalar takınıyoruz ama seçkinci davranıp sadece bize benzeyenleri kolluyoruz.

Din dilini kullanıyoruz ama dinin emretmediği hatta yasakladığı davranışlara giriyoruz.

Bu tutumlarımızla farkında olmadan Ali Şeriati’nin kitabına kapak ismi olarak belirlediği “Dine karşı din” başlığındaki gibi bir duruma düşebiliyoruz.

Burada dikkat edeceğimiz husus ‘Esas’ ve ‘İzafi’ anlam gibi meseleleri çözebilmektir. Yani ilk mânâsı ve sonradan kazandığı anlamlar hesaba katılmadan yapılan tüm konuşmalar sonuçsuz kalıyor.

Tam anlaşılması için bir örnek vermek gerekirse, ‘Biat’ ilk esas anlam itibariyle özgür seçimi anlatırken bugün başka anlamlar yüklenmiştir.

Demem o ki; dil ve kavram birliğini tekrar tesis ederek ancak sosyal barışı sağlayabiliriz.

DİL ve kavram birliği sağlanamayan ailelerde kavgalar bitmiyor.

Ebeveyn ile çocuklar arasında dil ve kavram bütünlüğü temin edilemediğinden her iki tarafta anlaşılmadığını düşünüyor başka kanallara yönelebiliyor.

ATLAMAMAMIZ gereken başka bir yanı ise meselenin tartışmalarda şeytanın kişiyi gazlamasıdır.

Bu göz ardı edilemez.

Edilmemeli.

İyi niyet olmadığında dil ve kavram birliği olması hâlinde bile ortak noktaya gelinemiyor.

Hocalar anlaşamıyor, hukukçular anlaşamıyor, hekimler anlaşamıyor, mimarlar anlaşamıyor.

Girişilen tüm tartışmalarda hakikati bulmaya ego engel oluyor.

Şeytan kelimesinin Kur’an-ı Kerim’de 88 yerde geçerken bu sayının 58’inin insanlar için sıfat olarak kullanılması dikkat çekicidir.

Yine aynı şekilde beşeri zaaflar olan megalomani, haset vs gibi bağlamlarda 20 âyetin bulunması bizlere önemli bir açı kazandırıyor.

Dil ve kavram birliğimiz olmalı ama yetmez anlam bütünlüğümüz de gerekiyor.

MEVZUYU dağıtmış olabiliriz.

Bağışlayın.

Sonuç itibariyle meramımız şudur ki;

Dil ve kavram bütünlüğü hepimiz için hayatî bir öneme sahip.

Hemen bir karar veremiyor olsak bile üzerinde düşünelim.

Düşünelim ki, ortak sulh noktasına gelebilelim.

Bunu başardığımızda sıra kendi içsel kavgalarımıza da zaman ayırıp üzerinde tefekkür edebiliriz.

Ya da önce buradan başlayalım.

Bilmiyorum işte, bir yerlerden başlamak lazım.

Benim önerim budur.

Ya Selam!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.