ÖLÜMDEN ÖLESİYE KORKARKEN…

BU çağın hastalıklarından birisi de bu olsa gerek…

Ölüme meydan okuyan insanları görmüştü dünya oysa… Üstelik gözünü kırpmadan, bir lahza bile tereddüt göstermeden…

Onlar ebedi yaşamak ve yaşatmak için ölmüşlerdi.

Ya biz ne için ya da neler için ölüyoruz?

Daha çok görünür ve bilinir olmak, daha fazla alkış almak için bedenimizi değil ama ruhumuzu öldürüyoruz. Hem de acımasızca yapıyoruz bunu. Yalnız da değiliz bu konu da. Toplu ölümler yaşıyoruz.

Vicdanı sızlamamak ölümden daha beter bir ölüm değil mi? Gönlün aşka kapalı olması ve hiçbir olumlu duyguyu hissedemez oluşu yine aynı kapıya çıkmıyor mu? Sevgisini, en özel anlarını herkese fotoğraflayarak göstermek mahremiyetin ölümü anlamına gelmiyor mu? Aslî vatana dönüş hikâyemiz daha asil olmalıydı. İzimizi sürecek izciler kalmalıydı gerimizde aynı erdemli yolu yürümek için.

Hakikatin değil hadsizliğin yolcusu olduk nicedir. Ne gönül bıraktık, ne hatır. Ne varsa faziletten yana çiğneyip yürüdük ölümümüze.

Ölümden ölesiye korkarken üstelik.

Cilalı imaj devrinde sade kalmayı ayıp gördük. Bizde kendimizi boyadık, parlattık. Ruhumuzu karanlıklara mahkûm ederken bedenimizi pudraladık.

Bir bağlam kriziydi yaşadığımız. Yanlış tutamaklar bizi kötü menzillere ulaştırdı. Lekeli bir âlem oluşturduk cennetin misafir edilmişleri olarak. Muştulu ortak gelecekler yerine şekavet cehennemine tâlip olduk.

Ölümden ölesiye korkarken durmadan öldürdük kendimizi.

Yazık ettik.

Çok yazık ettik.

21.12.2019

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir