NADİYE

KİLİT taşıydı. Hayata her alanda tutunuyordu. Umutsuzluklardan umut çıkarabilecek bir yapıdaydı.

Oyuncağı olmayan çocuklardan biri olarak büyüdü. Kıvırcık saçlarına toz, toprak, saman dolardı.

Babasının ola ‘Nadiye’ diye bir seslenişi vardı ki, yürek dağlardı. Her babadan daha başka, her evlattan daha farklı bir iletişimleri olmuştu ve bu hep böyle devam etmişti.

O dedesinin bir rüyasıydı aynı zamandı. Muştulanmıştı. Gelişi haber verilenlerdendi.

Fedakârlık temsilini onda bulmuştu. Ağabey ve kardeşlerine çok düşkündü. Canını ver deseler bir an bile düşünmezdi.

Hayatın yükünü omuzlamış herkese hem gönlünü hem de kapısını açmıştı.

Yorgunlar onda dinlenirdi. Kederliler onda neşeye kavuşurdu. Açlar onun sofrasında doyardı.

Etkileyici bir kişiliği vardı. Neşeliydi çoğu zaman ama hüznü de en derin yanıyla yaşardı. Rikkatliydi. Gözü yaşlıydı. Birlikte ağladığımız çok olmuştu.

Gecenin karanlığında balkonda oturur çayın demine aldırmadan içer, sıkıntıları hallacın pamukları savurması gibi savururduk.

Sevmek onun bariz bir alametiydi. Sevdikleri için kendini hırpalaması da bu cümledendi.

Algılama gücü yüksekti. O sebeple toplayıcıydı. Dertlileri başına toplar onlara çözümler üretirdi.

Bıkmaz usanmazdı yaptıkları işlerden. Karar verdiğinde inatçı olabilirdi.

Hayata karşı her zaman pozitif olmuş olsa da hayat ona her vakit bu yanını göstermemişti.

Nida ederdi daima iyilikten yana, hayırdan tarafa… Seslenirdi. Haykırırdı.

O benim gönül sarayımdı. Orada dinlenir, yenilenir, canlanır, eksiklerimi tamamlar tekrar yaşamaya dönerdim.

Sakınırdı beni. Kollardı. Korurdu.

O benim halamdı.

Ve herkesin bir halası olmalıydı halam gibi.

23.12.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.