SEN BENİM MAVİM, KIRMIZIM, SİYAHIMSIN

UĞUR CANBOLAT

RENKLER konusunda derinlemesine bir bilgiye sahip olduğum söylenemez.

Herkes kadardır ilgim.

Ama hepimizin bir ana rengi olduğu da mâlum…

Şu da var ki, zamanla renklere olan ilgimiz değişebiliyor farklı renklere doğru bir yolculuğa da çıkabiliyoruz.

İlk gençlik yıllarım toprak rengi hayaller sebebiyle midir bilemem ilgim yoğundu.

Gömleklerim, takım elbiselerim ağırlıklı olarak toprak rengindeydi.

Sonradan yeşilin farklı tonlarına kaydığımı da hatırlıyorum. Bu ise askerlik sonrası çekildi ortalıktan.

Mavi vazgeçilmezim oldu yine bir vakit.

Siyah ise her zaman en asil rengim olarak kaldı ve hâlen devam ediyor.

Kırmızının da bundan geri kalmadığını fark ediyorum.

YILLAR sonra hem işim hem de yaptığım televizyon programları vesilesiyle psikoloji uzmanları ile tanıştım.

Onlar renklerin psikolojik etkilerinden bahsediyorlardı.

Ya da buna renklerin psikolojisi de diyebiliriz.

Benim gözlemim günlük duygu durumumuz biz farkında olmasak bile bilinçaltımızın yönlendirmesiyle o gün giydiğimiz kıyafetlere yansıyor.

Siz ne dersiniz bilemem ama gözlem yapılmasında ne zarar var?

BİR arkadaşım var örneğin.

Mavi her zaman onda çok parlak durur.

Kendisine olan güveni etrafına olan davranışlarla da tazelediğini fark ederim.

“Ben hem kendime hem dostlarıma sadakati birinci sırada tutarım” der gibidir.

Kendisini evrenle uyumlaştırır.

Huzuru ve sakinliği tercih eder.

Başkaları ile kavga ve didişmeden uzak durur ve huzurlu bir limanda yaşamanın dinginliğini sabah güneşi gibi çevresine saçar.

Arada takılırım ona; atışma meydanına çağırırım.

Anlar hemen ve tebessüm eder ve ince bir zekâ pırıltısıyla şöyle cevap verir. “Ben maviyim” bu tuzaklara gelmem. Hem ben kavganın değil barışın temsilcisiyim.

Yapacak bir şey kalmaz tabi. “Ah mavi” derim, “Mavili” der meseleyi sulh meydanına taşırım.

Bu yazıyı yazarken fark ettim son iki kitabım olan; “Aklımda Olduğun Aklında Olsun” ile “Kalbi Tutan Mektuplar” mavi tonlarla bezenmiş.

Üstüne üstlük son kitaba kelebekler de konmuş ve bir kalp şeklinde gönlümün etrafında tavaf eder gibi dönüp duruyorlar.

KIRMIZI renk yine vazgeçilmezdir.

Bazılarına çok yakıştırırım.

Kendime de.

Geriye doğru saydığımızda üçüncü kitap olan “Geldim Ama Yoktun” kırmızının hâkimiyetindeydi.

Dikkatleri üzerine toplar.

Ben buradayım der.

Meyveler açısından yaklaşırsak konuya iştahınızı harekete geçirir.

Kan yapıcı olduğu da söylenir yine.

Aşkın rengidir.

Tutuklar insanı.

Aynı zamanda her an tetikte olmak gerektiğini işaret eder. Tehlikenin varlığını söyler.

Bir arenada iseniz kırmızı giysiler hayatınıza riske atabilir.

Her iki açıdan da güçlü olduğu tartışılamaz.

SİYAH…

Ah kime yakışmaz ki…

Asaletin rengidir.

Kâbe örtüsü de siyahtır.

Bazı sûfiler siyahın “Nur-u Muhammedî’nin rengi” olduğunu söylerler. Tüm renkleri içinde barındırmış olmasından ötürü cem eden, toplayan bir hususiyeti haizdir.

Ciddiyettir.

Biraz da resmiyet barındırır.

Otoriteyi simgeler.

Gizemlidir.

Siyah renk kara olarak ifade edildiğinde kötülüğü de işaret eder.

Siyahta kalıp karaya geçmemelidir.

BAZILARI bazı renklere bakamadığı gibi kimileri de bunlardan vazgeçemez.

Hepsinin bir hikâyesi vardır.

Kişiye özgüdür.

Bir arkadaşım anlatmıştı. Annesi ilerlemiş yaşına rağmen hâlen turuncu ve sarıya dayanamaz, bakamazmış.

Limona tepki verir gibi bundan kendini alıkoyamazmış.

Oysa renk uzmanları sarının parlaklığının kişiye hayat enerjisi verdiğini söylerler.

Neşelidir.

Heyecan uyandırır.

Mutlu eder.

İştah açması sebebiyle dekorasyon danışmanlığı yapanlar restoranlara bu rengi önerirler.

Ayrıca sarı rengin mekânı geniş gösterdiği bilinir.

Turuncunun arkadaşlığı simgelendiği söylense de kişisel yaşanmışlıklar nedeniyle buna yakın durmayanlar vardır. Renk üzerinde kafa yoran psikologlar başarı ve güveni temsil edip insanlara baskı kurmadan, hiçbir şeyi abartıp kabartmadan güzel bir enerji için kullanılabileceğini öğütlerler.

İç mimarlar evde huzurlu ve içtenlikli bir ortam oluşturma adına tercihlerini bu yönde kullanırlar.

KİMİLERİNİN vazgeçilmezi ise yeşildir.

Tabiat odaklı yaşamaktır.

Yeşilin sayısız tonu zenginliktir. Bakmaya doyamadığımız ormanları gözünüzün önüne getirin.

Üretkenliktir.

Verimliliktir.

Tazelenmektir.

Canlanmaktır.

Kıskançlık ve suçluluk yanı olduğunu söyleyenler bulunsa bile dengeleyen bir renktir.

Hangimizin bir dağın başında uçsuz bucaksız ağaçların arasındaki bu ton farklarına gönlünü kaptırdığında kederden eser kalır?

Kabaran öfkelerimizi sakinliğin, dinginliğin süt liman noktalarına çeker.

MESELEYİ konuştuğum bir arkadaşım mor renge methiyeler düzmüştü.

Hiç öyle düşünmemiştim.

Demek ki, onun rengi oydu.

Onda yaratıcı düşüncelerin filizlenmesine sebep oluyormuş.

Duygusal yanıymış.

Bu renkteki varlıklar onun zihninde bereketi çağrıştırırmış.

Kendisini sanatın engin derinliklerine çağırdığını ifade etmişti de bir defa daha şaşırmıştım.

BERABER çalıştığımız bir ağabeyim hep gri giymeyi tercih ederdi.

Ona göre bu abartıdan uzak bir sadelikmiş.

Kendini ortaya atmayan bir tevazu dengelemesiymiş.

Tarafsızlık demekmiş.

Ve son cümlesi şu olmuştu. “Şıklığı tartışılmaz.”

KÜÇÜKLÜĞÜMÜN bir hâtırası ile bugünün yazını noktalayalım.

Elimden tutup beni gezdiren dedem bir gün “Sen benim mavim, kırmızım, siyahımsın” demişti.

Bir renk bilgisi olduğunu sanmıyorum.

O günlerde böyle şeyler konuşulmuyordu zaten.

Büyük bir ihtimalle çokluktan kinaye “Sen benim için her renksin” diyerek kendisine çocukluğun verdiği her hâlimle mutlu ettiğimi ifade etmek istemiş olabilir.

Ya da “Sen benim her şeyimsin” diyordu bu cümle ile.

Bizim de “Sen benim için her renksin” diyeceklerimiz olmalı.

Ya Selam!

24.02.2021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir