ŞEYTANA AVUKATLIK YAPMAK

UĞUR CANBOLAT

HAKİKAT güçlüdür.

Sarsılmaz. Sendelemez. Yıkılmaz.

Susmaz. Susturulamaz.

O, kendini daima müdafaa eder. Başkalarının savunmasına ihtiyaç duymaz.

Kimi zaman “Ben hakikatin savunucusuyum” gibi cümleler duysak veya sarf etsek bile bu onun ihtiyacından ziyade kendi tarafımızı belirleme isteğinden doğan bir söylemdir.

Kendini savunamayacak, ilgili konuda yeterli bilgi, donanım ve tecrübeye ihtiyaç duyanlar savunulur.

İşte bu durumda savunma müessesi yani avukatlık kurumu söz konusu olur.

ŞEYTANIN avukatı olma konusu günlük yaşamımızda yeri geldikçe kullanılır.

En kötü ihtimali dile getirme, olmazlar üzerinden fikir yürütme, gözden kaçan bir husus varsa onu yakalayıp açığa çıkarmak gibi anlamlarda kullanılır.

Bize ait değildir.

Batı mahreçli bir deyimdir.

Vatikan’ın papa seçmesi veya kilisenin aziz olacak kişilerin tayini sebebiyle kendi umdelerine ters bir durumun yaşanmaması için gizlice ve dikkatli şekilde yapılan araştırmayı, tahkikatı ifade eder.

Bu sebeple bizim zorunlu olmadıkça kullanmaktan imtina etmemiz gereken bir deyimdir.

PEKİ, buna rağmen bu role soyunanlarımız yok mudur?

Bu görevi canla, başla yerine getirmeye çalışanlar içimizde az mıdır?

Şeytan kendisi zahmete girmeden sömürgeci devletlerin savaşta sömürgeleştirdiği yerlerin insanlarını öne sürmesi ve kendi askerini koruyup onların telef olmasını temin etmesi gibi dışardan bakıldığı zaman İslâm kisvesinde görünmesine rağmen devşirdiği insanları öne sürmüyor mu?

Dikkatle düşünüldüğünde bu sorulara ne yazık ki gönül rahatlığı ile hayır diyemiyoruz.

Başımızı öne eğip kabul etmek zorunda kalıyoruz.

Maalesef durum budur.

Ve çok üzücüdür.

ŞEYTAN kendine inandırdığı ve vahyiyle beslediği kişileri ne yazık ki, gönüllü neferler misali kullanmaktadır.

Kendisi zahmete girmemektedir.

Hatta buna ihtiyaç bile kalmamaktadır.

Arı, duru, güzelim dinimizin özünden inhiraf ederek oluşturulan ve bize din olarak öğretilen nice Kur’an dışı bilgilere karşı çıkıldığı zaman yaşanan manzaraya bakıldığında hadise tüm açıklığı ile görülecektir.

Şeytana avukatlık yapanlar kendilerini meydana atmakta ve herkesi din dışı olmakla suçlamaya başlamaktadırlar.

Ağızları kalabalık ve laf salatası yapmakta mahir olan bu kişiler nefessiz savunmaya veya saldırıya geçmekte ve hakikat ehline geri adım attırmak için var güçleriyle yüklenmektedirler.

Tüm ezberlerini sayıp dökmektedirler.

Duygusal vurguları ciddi şekilde yapmakta ve sonuç almaktadırlar.

“Din elden gidiyor” naraları genellikle şeytanın bu avukatları tarafından atılmaktadır.

Evet, din elden gitmektedir ancak bu Allah’ın dini değil şeytanın kulaklarına üflediği çakma dindir esasen.

Kurdukları düzenin bozulmasını istemiyorlar.

Saltanatlarının sarsılmasından ciddi derecede kaygılanıyorlar.

Kurdukları hiyerarşinin bozulmasından korku duyuyorlar.

Dini değil “Hurmalıklarını” korumak maksadıyla İslam ordusuna katılan mücahitlerin saflarında görünüyorlar ancak hedefleri tamamen başka.

Motivasyonları farklı…

Ancak dillerindeki kelamlar tanıdık, söylemler yabancı değil.

Bu hususta o kadar ileri gidiyorlar ki, Allah’ın âyetlerini bile kullanmaktan geri durmuyorlar.

Yaptıkları anlam kaydırma işlemleri ile ikna çalışmasına girişiyorlar ve mateessüf başarılı oluyorlar.

MÜSLÜMAN şeytanın avukatı olabilir mi hiç?

Tevhid imanına sahip olan bu çamura batar mı?

Hayır.

Peki, o halde Müslümanın lisanını kullanan, onlar gibi görünen bu gayretkeşler kimlerdir?

Şeytanın illüzyonuna kanıp bunu gerçek sananlar…

Allah hepimizi şeytanın sahte şerbetini içip ona avukatlık yapmaktan muhafaza buyursun.

Ya Selâm!

15.09.2022

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/seytana-avukatlik-yapmak/711965

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.