YOLA DOĞMAK

YOLA DOĞMAK

UĞUR CANBOLAT

HEPİMİZ doğru yolun yolcuları sanıyorduk kendimizi.

Hem de en kavisinden.

En çetininden…

Dahi en ihlaslısından.

Bu sebeptendir ki, övünür dururduk.

Kendi mesleğimizi, meşrebimizi yere göğe sığdıramayıp yücelttikçe yüceltirdik.

Bununla kalsak yine iyiydi ama durmazdık.

Sözü ileri taşır lafı çoğaltırdık.

“Biz bu yola boşa gelmedik” derdik.

“Biz yolumuzu en üstün biliriz” derdik.

“Biz bu yola baş koyduk” söylemine tutunup kibrin erişilmesi güç yüksek dağlarına bile bir hamlede çıkıverirdik.

Yol muhabbetini kabartıp taşırırken yoldan çıkmış olabileceğimizi hiç aklımıza getirmezdik.

Zira bunun olmadığından çok emindik.

Bu güçlü kanaatimizi başkalarının bulunduğu yolu küçümseyerek daha da pekiştirirdik.

Üstten bakardık.

Her zaman kızmayı tercih ederken arada bir acıdığımız da olurdu elbet.

Yolumuz ile gururlanırdık ama yolun bizden memnun mu, müşteki mi olduğunu bilmezdik.

Çünkü düşünmezdik üzerinde.

Buna hiç vaktimiz yoktu zira kendimizi alabildiğine lüzumsuz övünmelerle doldurmuştuk.

Hepimiz halimizden memnunduk kısacası.

YILLARIMIZ böyle geçti, gitti.

Olan oldu, ölen öldü.

Bizde ise değişen bir şey olmamıştı.

Liderlerimizle övünmeyi, aidiyet hislerimizle kabarıp kubarmayı sürdürdük.

Şiştikçe şiştik.

Bir gün benzer bir muhabbeti ateşleyip harlıyorduk yine.

Tanımadığımız biri gelip yanımıza selamlayarak oturdu. Yaşça epeyce bizden büyük olduğunu gördüğümüzden söze fasıla verdik.

Edeple karşıladık masamıza gelen yabancıyı.

Sanki içinde bulunduğumuz durumu, önceki tartışmalarımızı bilircesine yol üzerinde konuşmaya başladı.

Ama onun cümleleri daha farklıydı. Alışık olduğumuz türden değildi.

Övünüp böbürlenme yerine eleştiriler barındırıyordu. İlk başlarda konumuzun aynı olduğunu düşündüğümüzden pek bir memnun olmuşken söz akıp giderken hepimizin yüzü değişmeye başladı.

Suratlarımız asıldı. Baş gösteren rahatsızlığımız üst seviyelere çıkmayı başardı.

“YOLLA övünmek yanlıştır evlatlar” dediğinde hepimizde ipler kopmuştu.

Bazılarımızın gözbebekleri büyümüş kimimiz ise karşı cevaba hazırlanmak için boğazlarımızı temizlemeye başlamıştık bile.

Çünkü ezberimiz bozulmuştu.

Senelerdir üzerinde tepinip durduğumuz halı birdenbire ayağımızın altından çekildiğinden apansız yere yuvarlanıp dağılmış gibi hissetmiştik kendimizi.

Toparlanmamıza müsaade etmeden “Mühim olan yolun sizinle övünmesi, sizden memnuniyet duymasıdır.” dedi.

Biz hiç böyle düşünmemiştik. Düşüneni de görmemiştik.

YOLA doğmakmış asıl olan.

Kalbimiz bu yola doğdu mu?

Bu yol bizi kendi kendimizden doğmaya taşıdı mı?

Fazlalıklarımızı birer birer bırakarak cevherimize ulaştırabildi mi?

Kendilik bilinci basamaklarını güven içinde çıkardı mı?

Tahlil yeteneğimizi geliştirip tanımlar yapmamızı sağladı mı?

Olayları okuyup sonuç çıkartabilecek bir seviyeye eriştirdi mi?

Eğer bu sorulara gönül rahatlığı ile olumlu cevaplar veremiyorsak durum vahimdi.

O vakit geriye tek ihtimal kalıyordu ki, o da yola nefsimizin doğmuş olmasıydı.

Yolun bizden övünmesi, memnun ve mesut olması yerine sistem tersine işlemiş bizler yol övünmesi ile ömrümüzü geçirmişsek doğan kalbimiz değil nefsimizdi.

Yaşadığımız o kısacık muhabbet bizi hallacın pamuğu savurması gibi savurmuştu.

İyi ki öyle olmuştu.

Demem o ki, bizim yol ile övünmemiz yerine yol bizimle övünmeli.

Muhlis bir kul olduğumuzu tasdik edip şehadet etmeli.

Ya Selâm!

19.09.2023

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/yola-dogmak/790956

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir