ALDIRIŞSIZ

ÖYLE davranırdı. Dışarıdan bakınca en küçük bir kaygı işareti sezilmezdi.

Gerçekten öyle miydi, yoksa bu sadece verdiği bir görüntü mü, bilen yoktu.

Dünyanın ne içinde ne de dışındaydı.

Kendine bir çizgi belirlediği belliydi. Ama hiç kimseye ne kendi istikametini dayattığı ne de şöyle yap, böyle yapma şeklinde emir kipinde konuştuğu duyulmamıştı.

Nasihati kendineydi, başkasına değil.

Gel zaman, git zaman bu davranışa nasıl ulaştığını merak eder oldum.

Sebebi mi?

Çevremdeki herkes ben dâhil yaşı ilerledikçe başkalarına müdahale etme hakkı görmeye daha fazla başlamış olmamızdan.

Bir öğreti insanı olup çıkmamızdan…

Herkesten her şeyi daha fazla biliyor edası takınıyor olmamızdan…

Uzayıp gider, sizde biliyorsunuz işte.

Onun hâli ise tam tersi gelişiyor bize göre. Üstelik eğitimsiz diyorlar. Mektep, medrese görmemiş. Az konuşur, çokça dinlermiş.

Gel de merak etme şimdi. Mümkün mü?

Duramadım neneme sordum. Cevapladı.

Kendine halinde dedi. Kimselere karıştığı, öğüt verdiği veya eleştirdiği görülmemiş hiç.

Gittiği yolu bilir gibi.

Görür gibi.

Kavgasız. İçi öyle mi bilemem ama dışarıdan öyle.

Kimsenin yüzüne durmaz, hiçbir şeyi yüzüne vurmaz. Güler geçer.

Anlayacağın aldırışsız işte. Ne söyletip duruyorsun?

Benim anlayıp içimden geçirdiğim şu oldu: Aldırması gerekenleri bellemiş ve yolunu, tarzını belirlemiş.

Dünyayı sırtına sarmamış.

Yayık yayar gibi sadece kendi içinde çalkalamış dertlerini ve onlarla çalkalanmış durmuş.

Dışarıya da bir şey sızdırmamış.

Ne güzelmiş dedim neneme. Ne güzelmiş.

Aldırışsız.

01.02.2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir