İŞİTME KITLIĞI

TÜRLÜ yoksulluklarımız olur. Mahrumiyetler yaşarız. Az olabilir bazı şeylerimiz.

Böleriz ekmeğimizi bölüşüp yeriz.

Elimiz dar olur kimi vakitler. Olduğu kadar der olanla yetiniriz.

Hayatın çıkışları, yükselişleri olduğu gibi inişleri de mevcuttur. Bunları bilir kabul ederiz. Tahammülü de ar saymayız.

Kimi kıtlıklar vardır ki, çok daha can yakıcıdır. Bunaltır, kıstırır bizi. Köşeye sıkıştırır.

Öyle ki, içinde bulunduğumuz hâli hakkıyla anlayıp yorumlamaya mecalimiz kalmaz. Dinginliğimiz tarumar olduğundan, biraz sükûnet bile diyemeyebiliriz.

Farkındalığını yitirdiğimiz hususlardan biri işitme kıtlığına uğramamızdır.

Ne vakittir bir kuş sesini damla damla yüreğimize akıtamadık.

Nice zamandır esen tatlı rüzgârın uğultusuna uzak kaldık. Tabiatın bizlere sunduğu nice başka sesler de kulağımıza çalınmaz oldu.

Teknolojinin çıkardığı seslere aşina olduğumuzdan beri doğal sesler kendilerini çekti kulağımızdan.

Trafiğin boğucu sesiyle hemhal olalı beri yeşilin sesi de kesildi dünyamızdan…

Tabiatın renklerini bir ses olarak algılamaz mıydık?

Salınışlarını hayranlıkla seyredip onun anlamlarını yüreğimize düşürerek dilimizden ses olarak yakınlarımızla paylaşmaz mıydık?

Yapardık bunları. Bir şiirin dizesi olurdu. Bir türkünün nakaratı ya da.

Bu seslerden uzak kaldığımızdan beri yüreğimiz de sağırlaştı sanki. O da işitme kıtlığına duçar oldu.

Dost sesi duyamaz oldu.

Yâr şakıması kesildi yakınlarından…

Artık her şey teknolojik aparatlarla eksiltilmiş harflerle mesaja dönüştü.

Bundan da en büyük ızdırabı gönlümüz çekiyor. Payın büyüğü ona düştü.

Açalım kulağımızı. Açalım ki, yüreğimiz özlediği seslere kavuşsun.

Kavuşsun ki, can bulsun.

03.12.2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.