Mehmet Gürsoy: Çini Bir Göz Musikisidir

Çini sanatı her zaman gönlümü kamaştırmıştır. Ne zaman yolum Kütahya’ya düşerse bu muhteşem eserlerin temaşasına kaptırırım kendimi. Renk cümbüşleri arasında ruhum bayram yerine döner.

Bugün sizlerle dünya çapında ünlü, kendi ifadesiyle göz musikisi olan çiniye 47 yıldır usta olarak hizmet eden ödüllü göz musikisi bestekarı değerli üstat Mehmet Gürsoy ile tanıştırmak istedik.

UĞUR CANBOLAT

——

Çini sanatıyla tanışmanız, yolculuğunuz nasıl başladı?

-Çini sanatıyla yolculuğum 1975 yılında Kütahya’da merhum Vehbi Koç’un Hocam Prof. Muhsin Demironat’ı Kütahya’da çini sanatının geliştirilmesi için Koç Vakfı kanalıyla göndermesi sonucu yolum Hocamla kesişince başladı. Hadise şöyle Kütahya’nın ileri gelenleri Vehbi Koç’a hediye götürüyorlar, birkaç çini obje. Rahmetli bunları beğenmiyor ben size hoca göndereyim diyor. Hadise böyle başlıyor. 

Bu yolculuğu tanımlamanızı istesem ne söylersiniz?

-Bu yolculuğa seyir içinde seyir, zaman içinde zaman diyebiliriz.

Biraz daha açmanızı rica etsem bu yolculuğu…

-Kişinin çıktığı yol ve haline gelince zaman içinde zamana taşınınca kişi yol haline, hali yoluna dönüşüyor. Pek çok hadise irade dışı gelişiyor. Sanat içinde fırçanın irade dışı yürüdüğü gibi… Bir OL diyen var. YOL ve HAL içiçe…

Bu yolda yoldaş, yol arkadaşları önemli mi?

-Bu yolculukta yol arkadaşları elbette çok önemli. Bilim ve ilimde doğru insanlarla yolunuz kesiştiğinde “YOLA ÇIKIPTA VARMAYAN, YOLDAN ÇIKIP DA VARAN YOKTUR.” Bu anlamda YOLUNUN YOLCUSU olduğumuz Tapduk Emre’nin YUNUS’umuza öğüdünü pek severim. 

İnsanın ana maddesi toprak. Buradan yola çıkarak ana maddesi toprak olan insanın toprakla uğraşması ona neler kazandırıyor diye sorsam?

-Toprak yaratılıştaki mucizeyi doğuran elbette ki toprakla uğraşmak yaradana ayna tutarak uğraşmak insana en güzel şekilde bir hiç olduğunu hatırlatır ve Yaradana teslim olmaya davet eder. Bu davet fıtri olarak insanın sanata meyletmesini sağlar. Ve bu meyil sanatın doğmasına sebep olmuştur. Ve Rabbin olmayanı meydana getiren Halik isminin ilahi bir ilhamla insanlardaki tecellisi ortaya çıkar. 

Hayatın akışını biraz da insanın duygu durumları şekillendiriyor. Bu duygulara renk dersek sanatçı kendi rengini mi sanatına veriyor?

-Sanatkar yaratılıştaki altın oranı keşfederek bunu duygularına yansıtıp güzele, daha güzele ulaşmaya gayret ederek ilahi bir yolda yürüyüp sanatına yön veriyor.

Kendinizi bir renkle tanımlamanızı istesem bu hangi renk olurdu?

-Çini sanatının dört tane mücevher rengi vardır. Birini diğerlerinden ayırmamız mümkün değildir. Dolaysıyla kah, mercan kırmızı, kah zümrüt yeşili, kah lapis lazuli mavisi ve kah firuze olurdum.

Çini ve seramikte toprağın pişmesi, ısının derecesi, süresi ve pişme kıvamı önemli mi?

-Elbette olmazsa olmazıdır. Son derece titiz zarif ve ahenkli 11 defa tatlı el dokunuşu bu mucizeyi meydana getirir. Sırsız yani bisküvi pişi 1050 C derece, sırlı 900-950C derece pişmesi gerekir.

Aynı şey insan için de değerli değil mi? İnsanı neler pişirir?

-İnsanı zevki, fikri, irfanı ve vicdanı pişirir.

Çini ve seramik sanatının ilk uygulayıcıları biliniyor mu?

-M.S. 830-840 yıllarında Çin Türkistan’ında yaşayan atalarımızın atası ve onların da atası TÜRKLER’dir. Dolaysıyla Türk Çini Sanatı TÜRK’ün sanatıdır. 

Kullanılan toprağın cinsi önemli mi? Kil bir toprak çeşidi mi?

-Elbette özel reçete ile elde edilen  hammaddelerin harmanlamasıyla oluşmaktadır. Kil de bunlardan birisidir. Plastik özelliği vardır, biçimlendirmede önemli rol oynar.

Çini ile porselenin farkı nedir? Uygulamaları aynı mı?

-Pişme dereceleri tekniği çok farklıdır. Çini daha düşük derecelerde porselen daha yüksek derecelerde oluşur, reçeteleri de farklıdır. 

Türk sanatlarında ilk nerelerde uygulanmış?

-Medrese, camii ve türbelerde çoğunlukla mimari ağırlıkta. Evani objelerde de (tabak vazo ve kase)uygulanmıştır.

Çinicilikte Osmanlı döneminde ne gibi gelişmeler yaşandı?

-Fatih Sultan Mehmet Han döneminde daha önem verilmeye başlanıyor. Özellikle babanakkaş üslupta Yavuz Sultan Selim Han Çaldıran zaferinden sonra İran Tebrizden Agamiri’nin öğrencisi Şahkulunu saraya getirip sernakkaş yapınca sanat daha da zenginleşiyor. Kanuni Sultan Süleyman Han döneminde de zirveye ulaşıyor. Bugün camileri, türbeleri, Topkapı Sarayını süsleyen eserler o dönemde yapılan eserlerdir. Tabii ki dünya müzelerini süsleyen ve müzayedelerde en yüksek bedeli bulan eserlerde o dönemin muhteşem eserleridir. Bir örnek verecek olursak Kasım 2018’de Londra Sotheby’s’te yapılan müzayede 40 cm çapındaki İznik tabak 6,9 milyon dolar fiyat bulmuştur. 

İznik ve Kütahya çinilerinde farklılık var mı?

-Elbette var. İznik sarayın himayesinde eserler üretmekte ve sarayın taleplerini karşılamaktadır. Kütahya ise halkın taleplerine cevap vermiştir. Dolaysıyla o dönemde  İznik’te yapılan eserlerin sanat değeri daha yüksektir. Daha estetik, daha zarif, daha ahenklidir. Günümüzde ise Kütahya saray sanatını yaşatan bir merkez haline gelmiştir. 

Kütahya’da bu sanatın yaygınlaşması nasıl oldu?

-1975 yılında Koç Vakfı’nın açtığı kurs ve eğitim almış kişiler usta çırak ilişkisiyle yürüyen zanaatı sanat haline dönüştürmüşlerdir. Kütahya günümüzde çininin başkentidir. 

Son Şabani azizlerinden Mehmet Dumlu Hazretlerinin bu sanata ilgisi nasıldı?

-Sanatı ve sanatkarı son derece seven teşvik eden muhterem bir büyüğümüzdür. Nur içinde yatsın. Ruhu şad olsun. Herkesin elinden tutmuş, sanatın daha kaliteli yapılmasına vesile olan önderlerdendir. Günümüzde pek çok sanatkara yol göstermiş, yaptıklarını satın alarak teşvik etmiştir. Hizmeti büyüktür.

İsimlendirmeler nasıl ortaya çıkıyor? Örneğin kaşi ile evani’nin farkı nedir?

-Kaşi, mimari çiniye verilen isimdir. Evani ise tabak vazo ve kaselerden oluşanlara denir. 

İncir, Nilüfer, Ejder, Anka, Ters Lale gibi figürler neye göre tercih ediliyor ve sizin ana tercihiniz ne yönde?

-Türk çini sanatı çiçek ve rumi’lerden oluşmaktadır genel olarak. Ecdat Lale’yi ALLAH’ın adını taşıdığı için, Gül’ü Peygamberimizin teninin kokusu ve rengini taşıdığı için, karanfili de dervişlerin çiçeği olduğu için özellikle yoğun kullanmışlardır. Bu özellikleri taşıyan çiçeklerden oluşan besteler her zaman tercihimizdir.

Hangi müzelerde eserleriniz yer alıyor?

-Dünyanın pek çok müzesinde eserlerim koleksiyonlardadır. En önemlileri ABD Smith Sonian museum, Museum of international Folk art, Nort Carolina, Boston vb gibi.

Çokça sergileriniz var. Sergilerin önemi nedir ve kaç sergiye katıldınız?

-Bu güne kadar dünyada 72 sergi gerçekleştirdim. Güney Amerika hariç hemen hemen bütün dünyada. Sergilerin ülkeyi ve sanatımızı tanıtmada büyük önemi vardır. Sergiler kültür elçiliği yapar. 

Son olarak atölyedeki bir gününüzü anlatır mısınız?

-Atölyemde günümün büyük zaman dilimini yaşarım. Ya kompozisyon üreterek ya çalışma arkadaşlarıma yön vererek ya da projeler üzerinde çalışarak zamanımı yaşarım. Misafirlerimi de atölyemde ağırlarım. Çini kendim olmam için bende eksik olan şeydi. Hamdolsun Kadir Mevlam bu kutsal sanatla bu fakiri de nasiplendirdi. 

Kutu içinde

MEHMET GÜRSOY KİMDİR?

1950 yılında Bekirli’de dünyaya gelen Mehmet Gürsoy, 10 yaşında iken ailesi ile birlikte Kütahya’ya taşındı. Çini sanatı ile profesyonel olarak ilgilenmeye başlaması Kütahya yakınlarında küçük bir köyde ilkokul öğretmeni olarak çalıştığı 1975 yılında gerçekleşti. Yurtiçi ve yurtdışında elliden fazla sergi açan, eserleri pek çok müze ve koleksiyonda sergilenen sanatkâr, bugüne kadar yüzden fazla çırak ve öğrenci yetiştirdi. Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli çini sanatkârlarından birisi olan Mehmet Gürsoy çalışmalarına Kütahya’daki atölyesinde devam etmektedir. UNESCO tarafından 2009 yılında “Yaşayan İnsan Hazinesi” ödülü verilen Mehmet Gürsoy, Kütahya çinisini dünyaya tanıtmak için 50 ülkede 72 sergi açtı.

24.01.2023

https://www.istiklal.com.tr/haber/mehmet-gursoy-cini-bir-goz-musikisidir/821494?fbclid=IwAR0CIyA_ulQohtPZxJP97T6k7jKPshWNmquqbBsIqO_G50_bdcRaWik5FZQ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir