NE OLACAK BU HAYALET AĞRILARIMIZ?

UĞUR CANBOLAT

KAPILDIK gidiyoruz vehimlerimizin ardına.

Ne önü var ne sonu.

Kimi zaman yokuş aşağıya doludizgin yuvarlanıyoruz.

Bazı vakitler rampaların su bulamayan susamışları olarak dilimiz bir karış dışarıda gelip geçenlere bakıyoruz.

Oturup dinlensek biraz diyoruz ama bunu yapabilecek bir dinginliğe sahip değiliz.

Birine merhaba desek belki halden anlayacak ama buna da kudret yetiremiyoruz.

Ne yuvarlanmaktan zevk alabiliyoruz ne de yokuş çıkma azminin sonunda minik bir ödüllendirme yapabiliyoruz.

Hiçbiri yok.

Bir hayaletten farkımız kalmadı.

BİR hayalet büyüklenmenin pençesine düşmüşüz.

Kendimizi herkesten özel ve önemli görüyoruz.

Buna bir tek kendimiz inanıyoruz. Başkaları bunu kabul etmeyince başlıyor kavgamız.

Büyüklenmenin sonucunda büyük olunmuyor.

Bellememiz gerek.

Ancak pek niyetli görünmüyoruz.

BİR hayalet yazıklanmanın cenderesine sıkışmışız.

Kurban psikolojisini peşinen kabul ettik.

Gelenin geçenin bize tekme attığını varsayıyoruz.

Ve bu sebeple herkesle düşmanız.

HAYALİ endişe ve korkular kapıdan içeri girdiler.

Damarlarımızda dolaşıyorlar.

Her minik sesleniş irkiltiyor bizi.

Ürkütüyor.

Canım diyeni “Canın çıksın” şeklinde anlıyoruz.

Birde hayalet aceleciliğimiz var ki öldürecek bizi.

Bir anda çok yerde olmamız gerektiğine kim inandırdı bizi? Her işe, her toplantıya, her etkinliğe katılmak zorunda mıyız?

Bu telaşemiz daha ne kadar sürecek?

HAYALET yokluklar sarmış benliğimizi…

Kıtlık kapımıza gelmiş gibi stoklar yapma eğilimindeyiz. Oysa evde kalacağımız süre üç gün.

Sürekli yığma ve biriktirme güdüsü taşıyoruz.

Kesretin çetrefilli cazibesiyle cezbeye gelmiş gibiyiz.

Oysa yüce kitabımız bize biriktirip sayanlar konusunda ikazlarda bulunuyor.

HAYALET zenginliklerimiz de vardır.

Bu dükkânda ne ararsan bulunur diyenlerdeniz bazen de.

İlmimiz yok ama değme âlim bizim kadar söz söyleyemez.

Malumatlarımızı ilim sanma gafletine yorgana sarılır gibi sarılmışız. Bırakmaya da niyetli görünmüyoruz.

Ârif değiliz ama irfandan, hakikatten, marifetten dem vurmaya bayılıyoruz.

Yorum yorum üstüne, tevil tevil üstüne…

Yaşasın.

Kim bizi geçebilir ki!

HAYALET hayallerimiz var bizim.

En iyi insan biziz.

En iyi zümre biziz.

En anlayışlı gurup biziz.

En derin tefekkür bizde bulunur.

Kimselere verilmeyen sırlar bize verilmiştir.

Yol bizde. Yordam bizde. Hal bizde.

Hay maşallah!

Başka ne denebilir ki!

ELİF deriz mânâsını bilmeyiz.

Keşif deriz, bize ait olmayanı alıp satarız.

Seyir deriz ama gözümüzdeki çapağı görmeyiz.

Hayalet satarız hal diye.

Müşteri mi?

Her zaman bir alıcı bulunur. Orasını düşünme sen.

MUTLULUK deriz.

Saadet deriz.

Oysa gülüşlerimizin arkasına nice kama yarası saklarız.

KELİMELERİMİZ karışmıştır bu hayalet ağrılarının ayakları dibine düştüğümüzden beri.

Rekabet deriz oysa kast ettiğimiz yarıştır.

Hak deriz ama bunu başkalarına hak görmeyiz.

Varlıktan soyunmaktan bahsederiz ama en çok biz giyiniriz bunu.

CENNET deriz ama hayali cennetler vehmederiz.

Sözü bağlamından kopararak.

İlk anlamı bilerek ya da bilmeden öteye bırakarak.

Cehennem mi?

Dünyada yaşadığımız stres ve sıkıntılar cehennemimiz işte deriz.

Peki, Kur’an’da bahsedilen cehenneme ne oldu?

İzahımız hazır: Onlar avamı korkutmak ve sosyal düzeni sağlamak içindir. Allah kulunu yakar mı hiç?

Görüyorsunuz işte.

Hakikati hayalet hayallerimize nasıl yem ettiğimizi!

HAYALİ semboller, remizler, tanımlar…

Uçuşur zihnimizde.

Sembol yok mu? Remiz, simge yok mu?

Var. Ama hayal değil, hayalet değil.

O gözle okusak mı bir daha yüce kitabımızı acaba?

Ne dersiniz?

SİNİR bilim hayalet ağrıyı tanımlıyor.

Tedavi ediyor.

O sağlıkçıların işi ve gereğini yapıyorlar.

Ya bizim mânevi hayalet ağrılarımız ne olacak?

Duygusal hayalet ağrılarımıza kim el atacak?

Bende onu diyorum işte.

Biz ne olacağız?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir