ONAYLANMA İHTİYACIMIZI NASIL GİDERELİM?

UĞUR CANBOLAT

AH en çok ihtiyaç duyduğumuz duygu.

Onaylanmak.

Takdir edilmek.

Beğenilmek.

Dünya bu hissedişin üzerinde kuruludur dersem sizce çok abartmış olurum?

Dünyamız diyelim o halde.

Sosyal paylaşım mecraları önce bunu keşfetti.

İnsanlar “Kim beni gördü, kaç kişi paylaşımımı beğendi?” merakıyla elindeki teknolojiyi bırakmaz oldu.

Sonrası geldi tabi.

Kalpler ve başka duygu ifadeleri.

Tüm bunlar insan psikolojisi üzerinde düşünülerek geliştirilen hususlar.

Ve onaylanmaya olan ihtiyacımızın açığa çıkışı.

HER yaşta onaylanmak istiyoruz.

Bunu sağlayamadığımızda gerilimler yaşıyoruz.

Dünyamız onay üzerine kurulu.

Onaylanmak duygusal hayatımızı besliyor.

Moral motivasyonumuz açısından vazgeçmediğimiz bir beklenti.

Şöyle bir düşünelim:

Başarımız için onaya ne kadar ihtiyacımız var?

Kendimizi iyi hissetmemiz için, değerli olduğumuzu bilmemiz için mesela?

Her zaman dilimize gelmese bile iç sesimiz durmaz.

‘Onayla Beni’ der.

EVET, belki hayatta en çok ihtiyaç duyduğumuz şey takdir edilme duygumuzdur. Bu durum dilimizde ‘Marifet İltifata Tâbidir’ şeklinde formüle edilmiştir.

Edilmemek ise ‘Saçımı süpürge ettim, ömrümü verdim’ gibi cümlelerle özetlenir.

ÇOK kıymetli bir çini sanatçısı düşünün. Ya da önemli bir ressam… Yıllarını bu sanatta yol almak için vermiş. Uykusuz sabahların insanı olmuş. Başkaları rahatını düşünürken, konforuna önem verirken sanatçı beynin kıvrımlarında yeni bir ürün vermenin dayanılmaz sancılarını yüklenmiştir.

Yalnız kalmıştır.

Diz çürütmüştür.

Bu kişi takdir edilmeyi beklemez mi? Beklemesi hakkı değil mi?

O diyelim ki beklemiyor, biz yine de sanatı, emeği, değeri takdir eden, onu onaylayan insanlar olmalı değil miyiz?

Bu biraz da bizim ihtiyacımız değil mi?

BİR sevgili de kendisini seven kişiye her zaman bunu söylemez mi iç sesiyle…

Hizmetini yaparken ‘Bakalım aşkım beni takdir edecek mi? Hangi cümlelerle bunu yapacak?’ diye düşünmez mi?

Heyecanla anlattığı yeni bir konuyu takdir eden gözlerle dinlenmesini beklemez mi?

Bir başarısını ilkin sevdiği fark etsin, o görsün, takdir etsin, güç versin istemez mi?

Saçını değiştiren, farklı bir renge bürünen, yeni bir esvap giyen kişi ‘Yâr beni nasıl gördü acep’ demez mi?

Bilmek istemez mi?

İçten içe ‘Onayla beni’ demez mi?

BİR ses san’atkarı icra ettiği bir eserin fark edilmesini, yaptığı iniş çıkışların görülmesini, icra sırasında gösterdiği tavrın öne çıkmasını ister.

Sesine ses ister Titreyen kalpleri bulmak ve daha fazla titretmek ister

‘Onayla sanatımı’ der.

Bir tiyatro sanatçısı için de aynı şey geçerli.

Bin bir zahmetle beyaz perdeye aktardığı bir film sonrasında yapımcı ne bekler? Sinemaseverlerin gidip görmesini, takdirini göstermesini, emeğinin fark edilmesini bekler.

YİNE bir yazar da ‘Takdir et beni’ der. Eserinin okunmasını, başkalarına da gösterilmesini, tavsiye edilmesini bekler. Yazarlar bu durumu en iyi imza günlerinde hissederler. Kendilerine ulaşan takdir duygularını önemserler, buradan beslenir yeni eserler vermelerinin fitilini ateşler. Teşvik eder.

Şahıslarla ilgili ‘Onayla beni’ duygusu kurumlar için de geçerlidir. Yeni ürünler vermesi, araştırma geliştirmeye yön ve hız veren şey takdir edilmesidir.

TAKDİR edilme duygusu besleyicidir.

Geliştiricidir.

Can cana olmaktır.

Gönüldeki titreşimlerin birbirini hissetmesidir. Aynı şeyi aynı hazla duymaktır.

Aynı zevkleri paylaşmak ve bunu birbirine söyleyebilmektir.

“Seninle sohbet etmek, senle konuşmak bana iyi geliyor” diyebilmektir.

“Güzelliksin sen, cansın” diyebilmektir.

Aynı çayı içebilmek, birbirine ikram edebilmektir. Bunu gönülden yapabilmektir. Onunla yaşadığın her anı bayram sayabilmektir.

ALKIŞ almayan tiyatro sanatçısı ölü değil midir? Kendisini anlayanların olmadığı bir dünya bir düşünür için tutsaklık değil midir?

Onay görmeyen, takdir edilmeyen bir çocuk yeteneklerini nasıl geliştirebilir ki? Çalışma ve başarma enerjisini nasıl elde edebilir ki?

İyi yanları takdir edilmeyen bir ergen kötü yanlarından nasıl kurtulabilir ki?

Müşterisinden ‘Elinize sağlık, çok lezzetliydi’ cümlesini duymayan esnaf yeni lezzetlerin arayışına girebilir mi hiç?

Öğretmen için de böyle bu durum, doktor için de… Öğrenci onay almazsa sınıf geçmemiş olur. Eğitim açısından da pekâla aynı durum geçerlidir!

ANCAK bunun ifrat ve tefriti vardır. Uçları vardır yani. Burada da doz önemlidir. Abartmamak gereklidir.

Ayrıca takdir edilmeyi bekleyenlerin takdir etmesini bilmesi de gerekir.

Sürekli övgüyle beslenme noktasına gelmek bir nevi ‘Ego şişmesi’ne neden olur. Olay onaylanma noktasından çıkar bir nevi ‘Narsistik beslenme’ noktasına gelir. Herkesin mecburen takdir etmesi gerektiği gibi bir anlayışa saplanır. Böyle davranmayanları düşman kategorisine sokar. Bu ise kişinin hayatını zehirler.

Sevgilerde de bu geçerlidir. Sadece kendisi övgü ve onay bekleyip sevdiğinin hiçbir halini takdir etmeyen âşık, âşık da değildir.

Sevdiğinin gözünden onay almayan kişi aşkın narına düşer mi?

Dostundan onay görmeyen dost muhabbetin demine varabilir mi?

Patronundan onay görmeyen çalışan başarı merdivenlerini tırmanabilir mi?

Babasından annesinden onay görmeyen evlat kendini güvende hissedebilir mi?

SÖZÜN özüne gelirsek eğer, onay konusunda dengeyi yakalamalıyız.

Dozunda tutmalıyız.

Onay görmeyi istediklerimizden bunu göremiyorsak önce biz takdir gösterelim.

Bu duyguyu ve hazzı yaşamalarına imkân tanıyalım. Muhakkak bir süre sonra bunun güzel bir haslet olduğunu onlar da anlayacaklardır.

Ne diyelim?

İç sesinizle ‘Onayla beni’ dedikleriniz sizi takdir etsinler.

Siz de takdir etme konusunda eli tutuk olmayın.

Dedik ya, mesele mühim!

Ya Selam.

05.02.2021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.