AŞK NÖBETİ

ÖNCE şaşırdı, az buz bir şaşkınlık değildi bu üstelik. “Nasıl yani, aşkın nöbeti mi olur?” diyecek oldu ama yapamadı, zira konuşma devam ediyordu.

“Evlatlarım” dedi. Bu hitap genellikle söyleyeceği hususa hem daha fazla dikkat çekmek hem de ehemmiyetini pekiştirmek içindi. Bu onun sohbet özelliklerinden biriydi.

“Aşkın kısa veya uzun sürmesi değil mesele… Belki aşk kapına hiç gelmeyebilir, bu da değil mühim olan…”

Şaşkınlık üstüne şaşkınlık… “Nedir o zaman?” dedik hep bir ağızdan. Devam etti, “Önemli olan sizler aşkın sadık nöbetçileri misiniz, değil misiniz? Ya da daha ehemmiyetlisi buna ne kadar hazırsınız?”

Muradına erdikten sonra azalıp, sönen bir ilgi değildi anlattığı. Gözlemlerimizle biliyoruz ki, âşık maşuka vuslat ettikten sonra ‘Firkat’ bittiğinden fırtına diniyor, gözler açılıyor, eleştirilebilecek yanlar belirmeye başlıyordu. İşte bu sebeple kavuşulamadığında aşk, beraber olduktan sonra sevgiye dönüşüyor o zirve duygular deniliyor.

Sanırım bunları o bizden daha iyi biliyordu. Saçı sakalı boşuna ağartanlardan değildi. Hepimiz bu nedenle muradını anlamaya çalışıyorsak da bunu başaramamıştık.

Tavsiyelerle bitirdi konuşmasını.

  • Sizler aşkın nöbetçileri olun.
  • Her daim tetikte, teyakkuzda bulunun.
  • Ruh alıştırmaları yapın.
  • Nöbetini tutamadığınız, uğruna nefsinizden geçemediğiniz şey aşk olmaz.

Sonrasında dağıldık ama sadece bedenen değil zihnen de öyle olduk. Tam bir çözümleme yapamadık. Aklımızda kalan şey “Aşkın nöbeti”nin olduğuydu.

O gelmeyecekse bile gelebilme ihtimalini gelmiş saymak gibi bir şeydi.

Sanırım.

09.03.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.