CAN OL CANAVAR DEĞİL

ÖNCE ağır bir hüküm diye düşünüp itiraz edecek oldum. Savunma refleksi olarak algılanabilir kaygısıyla vazgeçtim. Fakat salvolar devam etti. Ne yapacağımı bilemeyip kıvrandım ve sonunda bunları duymam gerekiyor demek ki, var bunda da bir hikmet diyerek teslimiyet gösterdim.

İyi de ettim.

Düşündükçe ve hazmetmeye çalıştıkça anlatılanları nazarım nefsime yöneldi. Ne yazık ki, fazlası vardı söylenenlerin. Kuzu postuyla dolaşan kurtlar değil miyiz pek çoğumuz sorusunu sordum kendime.

Öyleydik ne yazık ki! İnkârda değil ikrardadır çözüm. Kabul et ve çıkış yolunu ara, bul.

Nicedir konfor bozan, huzur kaçıran bu sözler dönüp durmakta zihnimde…

Çözümü mü? Bir ömür alır bunları içimizden kovmak. Mücadeleye devam etmekten başka yol yok.

Mefluç olmuş bir beden ve ruh haliyle varmıştım huzura, huzur bulmak için… Bulanmadan durulma olmaz ilkesiyle yaklaştım yine meseleye. Şunlardı söylenenler.

Can ol, canavar olma. Can kurtarıcı ol, can avcısı olma. Avlanan olsan bile avlayan olma sen oğul.

Canavar kalbi zayıflıktır. Saldırganlık güçsüzlük işaretidir. Zoru göğüsle, mukavemet et ama ne zor ol ne de zorba. Cesaret bedel ödemektir, canavar korkunun esaretinde olduğundan bunu yapamaz. Saldırganlıkla perdeler kendini.

Canavar hilekârdır, muhatabını canavar gösterir ustalıkla. Uyanık olmalısın bu tuzağa yakalanmamak için. Canavarın tek gözü vardır, o da ters dönmüş olduğundan gördüğü kötülüktür. Hayrı, iyiliği, güzelliği görmek istemez. Çünkü buna tahammül edemez.

Sınırı da yoktur canavarın, başlangıcı da bitişi de şer üzerinedir.

Bu kadarını not edebildim ancak titreyen ellerimle. Başkası üzerinden anlatmıştı ama tarif edilen biz değil miyiz, nefsimiz değil mi?

O gün gördüğüm her yere bu cümleyi yazdım, karşılaştığım herkese bu cümleyi aktardım.

Can ol, canavar olma!

04.07.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.