KEM

BİR nasihatte bulunsan baba demiştim. Geçiştirdi.

Israr ettim usulünce, bırakmadım peşini. Fırsatını bulduğumda da yineledim tabi.

Aslında her sözü başa taç yapılacak cinstendi. Merkezden konuşuyordu. Sözleri bulaşık değildi. Kaynağından bulanmadan, kirlenmeden geliyordu.

Uzun cümleler kurmazdı. Dinlenme merakı hiç yoktu. Yeri geldiğinde zuhur eden bir mânâ varsa söyleyip geçerdi. Özellikle dikkat çekmeye asla çalışmazdı. Bunu söze sahiplik şeklinde düşünüyordu. O sebeple sıradan bir şey söylüyor edası ile söyleyip geçerdi.

Bizimse gözlerimiz büyürdü.

Not alma gayretine giderdik. Tavrından hoşlanmadığını fark ettiğimiz zamandan sonraysa bunu asla yapmadık. Zihnimizi not defteri olarak kullanmaya çalıştık.

Yalnız yakalamıştım incir ağacının altında. Sırtını dayamış altına alelade bir minder çekivermişti.

Tam fırsatı diyerek tekrar niyaz ettim. Dilime dökmemiştim bu defa. Gözlerimden aldı kelimelerimi.

Hep öyle yapardı ya, yine öyle oldu.

Kemlik yapma dedi. Kime dedim harfsiz cümlelerle.

Kendine evvela. Sonra başkalarına.

Kendine kemlik yapan Hakka da kemlik eder. Daha doğrusu direk Ona eder.

Çiğleri özünde pişir. Sende onunla beraber piş. Pişirmediğin şeyleri söyleme. Çiğlik tıkanıklıktır.

Çevrene kem bakma. Kimseye bakma. Eksiklik özündedir. Başkasında gördüğün kendinde bulduğundur. Sende olmayanı tanımazsın.

Kem bakan nefsin tuzağına düşer. Düşme.

Tek cümlelik bir nasihat almıştım. Üstelik nice uğraştan sonra ama okkalıydı.

Ne kadar süre yerimden kıpırdayamadığımı hatırlamıyorum bile.

Yıllar geçti hâlâ taşırım bu cümleyi içimin en tenha köşesinde.

Anladım ki, noksanlık gören kendi noksanlığından görüyor. Kötülük, uğursuzluk, noksanlık, eksiklik, fenalık, kusur önce kendimizde.

Bizde karşılığı var evvela bunların.

O günden sonra Şemseddin Sivasi Hazretlerinin “Sür çıkar ağyârı dilinden” cümlesini nerede duysam bir daha söylerim, bir daha.

Ağyârı gönlünden çıkarmayana yâr konuk olur mu hiç!

10.08.2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.