KENDİNE

SABAH mıydı, akşam mıydı tam hatırlamıyorum. Sabah ile akşamın biri birine cem olduğu, birleştiği bir andı belki de.

Bilmiyorum.

Sohbet zaten böyle bir şey değil mi?

Sende olanlarla yine sende olan ama senin farkına varmadığın özelliklerini tanıttırma, buluşturma, kaynaştırma işlemi değil mi sohbet.

Hatırladığım tek şey altında oturduğumuz söğüt ağacı ve onun kulaklarımdaki zikir meclisi uğultusu.

Hepsi bu.

Bir de beni ciddi şekilde sarsan, titreten, deyim yerindeyse ötelere fırlatan “Kendine imanın olacak önce” sözüydü.

Allah’ım nasıl bir iç titreyişi… Nasıl bir sarsılma hâli…

Ve nasıl bir ağlama isteği…

“Kendine imanın olacak önce… Yoksa münafıklık elbisesini giyinmiş olursun.”

Kendime tercümesini yapmadan yıllar, yılı içimde taşıdığım cümlelerden biri yine… Ne vakit hatırlasam aynı sarsıntı…

Öte yakaya göçeli çok olmuştu ama yüzüne soramadığımı şimdi sorayım dedim. Sordum da.

Nasıl yani dedim, nasıl yani?

İçimde doğan cevaplar şunlardı:

Kendine imanın olacak önce, bunun için;

Özüne inanacaksın, hakikatine güveneceksin…

Emin olacaksın evvela. Kendine emin olmayanda kâmil iman zuhur etmez.

Kendine itimadın olmalı.

Kendine sevgin olmalı.

Kendine merhametin olmalı.

Kendine dürüst olmalı.

Kendine güvenin olmalı.

Kendine verdiğin değerin olmalı.

Kendine doğru arayışın olmalı, yolculuğun olmalı, kendini bulmak için gayretin, emeğin, ferin olmalı.

Kendini bulma yolunda yorgunlukların olmalı yorulmayan.

Kendine emin olanın riyası olmaz, gösterişi olmaz, alayişi, nümayişi, töreni, beklentisi olmaz.

İşte bunlar olmadığında kendine imanı tam olur.

Sahih olur.

Sahici olur.

Bunları duydu iç kulağım.

Ve hâlâ duymaya da devam ediyor.

Kendine imanın olmalı önce!..

11.08.2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.