İZ VE GİZ

BİRLİKTE Mİ, ayrı mı bilmiyordu. Ya da hangisi öncelikli?
Önce giz mi gidiyordu? İz kendisini takip edeceklere kolaylık olsun diye onu mu izliyordu? Yoksa izin adımları daha önde ilerliyor ve bu her adım bir gizle mi doluydu?
Bilmiyordu.
Bilmemesi meraksızlığından değil çözemeyişindendi. İlginç olan şu ki; ne kadar vakıf olmak için uğraşsa işler daha da karışık hale geliyordu.
En son kimseye söyleyemese de vardığı kanaat şuydu. İz ve giz iyi yoldaştılar. Benliğe düşmüyorlardı. Biri kimi zaman önde diğerini takip ediyor bazen de tersi oluyordu. Hem birlikte olduktan sonra bunun bir önemi var mıydı?
Kim sokmuştu bu fitneyi içimize diye düşündüler? Bulamadılar ama daha fazla bu konuda enerji sarf etmeyi de beyhude buldular.
Ne iz gizi kaybetmeyi göze alabildi, ne de giz!
Uzun bir yolculuktu.
Niyetleri sağlam tutulmuştu.
Gönül salıncakları hiç durmadan sallanıyordu.
Yol ve yolcu olmanın tadına vardılar.
Kim yol, kim yolcu tartışmasına girmediler.
Her ikisi de hem yol, hem yolcu olmanın bilincine ermişlerdi. Birbirinde yol alarak yolculuğu, birbirini içinde yürüterek de yol olmayı seçmişlerdi.
Zamanla iz ve giz kelimeleri de cem oldu. Tevhide ulaştılar. Ayırt edemedikleri gibi etmek de istemediler.
Birlikte rahmetin ayrılıkta azabın olduğunu bildiler ve gönül cennetinde yaşamanın tadını çıkardılar.
Ve nimetler cenneti bu olsa gerek dediler.
Rahmet cenneti, bereket cenneti, ikram cenneti, Cemal cenneti…
26.08.2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.