SEVİLENİN İNKÂRI

BOŞUNA itiraz etmeyin, doğru duydunuz. Bu böyledir.

Çok düşündüm üzerinde, geçenlerde yine derhatır ettim. Kararım değişmedi. Düşünün, sizinle aynı yerde buluşacağız.

Ömrümüz sevdiklerimizi inkâr etmekle geçiyor.

Yok saymakla yok olacağını sanıyoruz.

Yanlışlamakla sadece kendimizi yanlışladığımızın farkında bile değiliz.

Bir şeyin varlığını kabul etmemeniz yonun yokluğuna delil sayılabilir mi hiç?

Bilmemek bizim noksanımızdır. Tanımamanın cehaleti bizim üzerimizdedir. Gizlemek, giz’lemek değildir asla.

Demem o ki, ey yârenler sevileni inkâr edip durmaktayız.

Ve bu bize daima kaybettiriyor.

Ne mi demek istiyorum? İzah edeyim efendim.

Sevgiyi seviyoruz. Biz sevildiğimiz vakit daha çok seviyoruz. Başkası sevildiğinde ise kıskanıyoruz.

İyiliği seviyoruz. İyilik gördüğümüzde mutlu oluyoruz. Başkasına yöneldiğinde husumet gösteriyoruz.

Başarıyı seviyoruz. Takdir edilmekten göneniyoruz. Ötekinin başarısını ise hazmedemiyoruz.

Merhameti seviyoruz. Gördüğümüzde sığınıyoruz. Başkasına merhamet edildiğindeyse buna maraz diyoruz.

Onay almayı seviyoruz. Herkesten bu onayı bekliyoruz. Diğerine yöneldiğinde haset ediyoruz.

Fedakârlığı seviyoruz. Bize yapıldığında değerli olma duygusunu yaşıyoruz. Bizim dışımızda gerçekleştiğindeyse adını sömürülme olarak hemen değiştiriveriyoruz.

Kendimizde sevdiğimiz şeyleri başkasında gördüğümüz inkâr ediyoruz.

Farkında mıyız bilmiyorum ama sevdiğimiz hususların inkârcısı durumuna düşüyoruz.

İnkâr değil, ikrar gerektir bize.

Sevginin münkiri olmak değil, mü’mini olmak yakışır bize.

27.09.2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.