TAZE

İNCİR ağacının altına oturmuş sohbet ediyordu.

Mevsimiydi.

Dalından taze incirleri alıyor tek tek eliyle ikram ediyordu bir yandan da.

Bir divan sohbetiydi bu. Ayaktaydı. Biz de öyleydik.

Buna isterseniz devranî bir muhabbet, sohbet de diyebilirsiniz.

Ayakta hiç sohbet dinlediniz mi bilmem ama biz o gün gerçekten bambaşka lezzetlerle gıdalanmıştık.

İşte bu incir gibi taze olmalısınız. Lezzetli olmalısınız. İçinizde sürpriz tatlar barındırmalısınız diye başlamıştı söze.

Elinin ikramıyla dilinin ihsanı birlenmişti. Tevhid olmuştu.

Taze olan, taze kalanlar ancak taze sözler sunabilirdi ona göre.

Doğruydu. Bayat, pörsümüş, içi geçmiş, düne ait olan cümleler dinleyeni zehirler. En azından gıda değeri taşımaz. Beslemez.

Şu anda aldığımız esinti düne ait değil diyerek devam etti. Taze, taptaze.

Sohbet ehlinin nefesi tazedir. Talibini tazelemesi bundandır. İçimizde bahar dalları bundan tomurcuklanır.

Toprağın yeni sürdüğü filiz gibi olun.

Körpe olmalısınız ki, körpe dimağlara hakikat tohumları ekebilesiniz.

Zamanı geçmemiş her dem tazelenen insanlar olmaktır muradımız. Sohbet bunun içindir. Nazar bunun için…

Kendimi akışa öyle bırakmıştım ki, içimden “Taze bakışlım” demek geçti. Taze bakışlım.

O an dondum kaldım adeta. Bana doğru dönerek bakışlarınızı tazeleyin. Her an yapın bunu, her an. Taze bakın.

Ki; tazelensin dünya, tazelensin her şey. Gençleşsin. Yenilensin.

İşte o zaman taze bakışlar, taze oluşlar, taze fikirler buluruz.

Ve dostlarımızın bakışıyla her an tazeleniriz.

İncirin tadı hâlâ damaklarımda, doğru. Ama sohbetin tazeliğinden de en ufak bir azalma yok.

İnanın!

19.09.2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.