AKSİ

İNKÂR etmezdi kendisi de bunu, aksiydi. Hem öyle böyle değildi, esaslıydı aksiliği.

O bir konuda karar vermiş hükmü koymuşsa yedi dünya bir araya gelse milim geri adım attıramazlardı. Uğraşmak beyhudeydi, yorgunluktan başka kazancı olmazdı.

Görenler, bilenler “oluşu öyleydi” diyorlardı. Yani böyle gelmiş böyle gidiyor. Kızmadığı, söylenmediği, aksilik yapmadığı hiçbir şey yoktu. Doğan güneşe kızılır mı, rüzgâra söylenir mi insan demeyin, fena yanılırsınız.

Günde beş vakit ezan okuyan müezzine bile bir fırsatını bulup saydırırdı. Bir gün kötü sesle okudu kızdın, başka bir gün geç kaldı öfkelendin, başka bir vakit sesi aşırı yüksekti, yüklendin anladık ama her defasında uygun bir sebep bulabilmek başlı başına bir başarı sayılırdı.

Öyleydi işte. Hem kendi hem de herkes onu öyle kabul etmişti. Geçinip gidiyorlardı. Biz yeni yetmelere de malzeme çıkıyordu işte. Kendimizi laboratuvarda çalışan dikkatli bir hekim gibi hissediyor her aksiliğini tüm titizliğimizle takip edip yorumlamaya çalışıyorduk. İş edinmiştik bunu ve hiç aksatmıyorduk.

Sevip sevilmediğini merak etmiş bunu o gün patavatsızca sormuştum. Gönlüne misafir aldığı bir ahu gözlüsü, bir hoş bakışlısı var mıydı? Sormaz olaydım. Beni en kızgın akan derenin suyunda kumlarla kirimi çıkartırcasına yıkamış ve güneşin en kızgın zamanlarında kurumak için ağacın dalına asmıştı.

Çektiğim acıyı, yaşadığım utancı asla anlatamam.

Köpek gibi pişmandım. Bütün gece azap odasında elektriğe tutulmuş gibiydim. Sabahı zor ettim. Günün ilk ışıklarıyla ürkek çocuk yüreğimle korka korka derme çatma kulübesine gittim. Seslendim ama karşılık alamadım. Oysa daha ben yaklaşmadan kelimeden taşları atmaya başlamış olurdu çoktan.

Tedirgindim. Kapıyı ürkerek iteleyip açtım. Bir aksilik vardı, büyük bir aksilik.

Aksi yoktu.

Yatağını sırtına yükleyip gitmişti.

29.05.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.