AL ZEHİRİMİ

ÖYLE derdi. Ne zaman bunalsa, başı derde girse, işten güçten yorgun düşse soluğu bizde alırdı.

Gelir annemin yanına oturur “Ahretlik ben geldim. Kurban olayım al zehrimi” derdi.

Bir süre oradan buradan sohbet ederlerdi. Sonra “Oh rahatladım, var olasın ahretlik” der giderdi geldiği hızla.

Küçük aklımla anlamazdım. Onu kim zehirliyordu, annem ne yapıyordu komşu teyzenin zehrini alıyordu kavrayamıyordum.

Fakat şaka değildi yaşanan. Gördüğüm hayal değil hakikat idi. Kederle gelip neşeyle dönüyordu. Bu hal yıllar yılı böyle sürüp gitti.

Bir yârenlikti aralarındaki… Birbirilerine yıkılma durumu. Sırdaştılar. Gözlemim o ki; konuşmayıp bakışsalar bile sonuç yine aynı olacaktı.

Sahiciydiler. Hakikatli insanlardı. Sahtelikleri dünyalarına misafir etmemişlerdi. Bakışları, dokunuşları, sarışları, gülmeleri, üzülmeleri, sözleri hepsi gerçekti.

Aradan yıllar geçti. Meseleyi kavradım.

Ne zaman başım sıkışsa, azıcık daralsam, kendimi büzüşmüş hissetsem, üzülsem, keder çıkagelse yüzün gelir aklıma. Bakışın, gülüşün, sahiciliğin, samimiyetin, çıkarsız oluşun düşer gönlüme…

Cemre düşmüş gibi olur. Gider üşümelerim ve içimi bir sıcaklık kaplar.

Düşündüm ve karar verdim. Zehrimi alansın.

Al zehrimi, hep al olur mu?

15.01.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.