ÇİÇEĞİM

HER gün bir başka çiçek ismiyle hitap ediyordu.

Sevdiğini güllerle bezemişti.

Kendini zaman zaman bir süsleme sanatçısı gibi hissettiği de oluyordu. Bunu itiraf etmekten çekinmiyordu. Ama tersini de düşünüyordu kimi vakitler.

O da diyordu, o da benim süsleyen sanatçım.

Coşmuştu içi. Hem de ne coşma. Akıyordu cümleler içinde.

O benim gönül ezgim, bense onun yürek bezeyicisiyim diyordu.

Sevmişti bu kelimeyi.

Bezemek. Tezyin etmek. Süslemek.

Süslerken süsleniyorum aslında diyordu öte yandan.

Ben ona çiçekler sunarken yüreğim onların mis gibi kokularıyla dolup taşıyor diye düşünüyordu.

Sevdiği ona bir keresinde seninle müzeyyenim demişti. İçimin içi hep senin bakışlarınla, dahası nakışlarınla süslü. Bir çini vazo gibi…

Renklerin seyrine doyulmaz geçişleri, kıvrımları, sanatın zirvesine tırmanışlar.

Bunlar gibi daha neler geçti içinden kim bilir?

Bezerken bezendiğim…

Bezenirken bezediğim.

Yüreği ile yüreğimi bir çiçek bahçesine, bahara çevirdiğim sevgili.

Sen de benim çiçeğimsin.

Solmayan çiçeğim.

Eskimeyen nakışım.

Bu iç konuşmalar ne kadar sürdü bilmiyorum ama gözlerinden devam ettiği çok belliydi.

25.06.2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.