ÇİÇEK TARLASINA DÜŞTÜM

BİR çiçek tarlasına dönüştürmüştü ruhumu…

Öyle güzel, öyle içten ve aydınlatıcı bir bakışı vardı ki, bana çiçek tarlası olmaktan başka çare kalmıyordu.

Nefesi öyle temizdi ki, tüm nefsi arızlardan arındıracak kadar güçlüydü.

Merhameti, şefkati, ilgisi bin bir göz nuru ile işlenmiş desenlerin iç içe geçtiği bir yorgandan daha ısıtıcıydı.

Bir sancak kumuştu gecenin ilerleyen zamanlarında. Gönlümün enginliğinde bir doğuya bir batıya gidip geliyordu. Sonra bir kuzeye bir güneye sallıyordu. Hiç inesim yoktu. Sabah güneşle buluşuncaya kadar devam etti. Gözlerimi yumdum. Açtığımda kendimi bir çiçek tarlası içinde bulmuştum.

Önyargıdan uzak bir bahçeydi. Ne kendime dair ne de başkaları hakkında hiç önyargım yoktu.

Arkamdan sesini işittim sonra.

“Gözyaşımız bir” diyordu. Devam etti. “Sevincimiz bir, coşkumuz bir, heyecanımız bir, umudumuz bir, korkumuz bir hatta…”

Çiçek tarlasına düşmek böyle bir şey olsa gerek dedim. Kötülük yok burada. Yabanlık yok.

Şımarmak istedim, bir sağa koştum, bir sola. Çiçek kokularına bulandım. Düştüm, yuvarlandım. Kalktım yine koşmaya devam ettim. Bazen ben onu bazen o beni kovalayıp sobeledi.

Ürktüm sonra, şımarmakla yanlış mı yaptım diye.

Yine seslendi, “Nazarım” dedi. “Hayat bir dengedir. Hepsi olmalı gerektiği kadar. Dengeyi koruduktan sonra korkma her şey mümkün…”

Dedim ya çiçek tarlasına düştüm diye.

Uyandım sonra, içimde tatlı bir heyecan, dudaklarımda tatlı bir kıpırdama, gözlerim alev alevdi.

Çiçek tarlasına düşmek sanırım böyle bir şey.

19.12.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.