ELİMDE TUTTUĞUM EL

TORUNUN elinden tutmuş hiç bırakmadan gezdiriyordu. Çocuk elini kurtarıp elinden sağa sola koşmak istediği zaman bile bırakmıyordu. “Ben elimde tuttuğum eli bırakmam” diyor gezintisine devam ediyordu. Bu sözü söylerken işittiğimde dikkatimi çekmişti. Sonraları yine gördüm bir diğer torununu dolaştırırken. Yine elindeydi eli ve bırakmıyordu hiç.

Oturdukları banka yaklaşıp selam verdim. Gözüm eline iliştiğinde bir sormaya hacet kalmadan anlatmaya başladı.

“Ben” dedi “Elimde tuttuğum eli hiç bırakmam. Bırakmadım da.”

Bu konuda bir hassasiyeti olduğunu anlamıştım. Dinlemek istediğimi fark ettiğinden sürdürdü konuşmasını.

“Ellerinin elimde olmasını çok severdim. Kendisini sevdiğim kadar severdim hatta. Yürürdük yağmurda âşıklar bahçesinde. Eli hep elimdeydi. Bırakmıyordum. Bazı geceler ay ışığında sabaha kadar gezerdik biliyor musun?” dedi.

“Sadece elinin elimde olmasıyla yetinmezdim” dedi.

Bir cümle daha söylemişti yıllardır hiç hatırımdan silinmeyen. “Ben konuşurdum, anlatırdım, şarkılar söylerdim, fıkralar anlatırdım, nükteler yapardım” dedikten sonra o gönlüme mıh gibi hâlâ çakılı cümleyi bırakıverdi dudaklarından.

“Ben gönlü kekeme olanlardan değilim…”

Siz olsanız bu cümleyi unutur muydunuz, unutmadım bende.

Ve işte getirip size sundum.

Yanından kalkarken bir tembihte bulunmuştu. “Sanma ki, gönlü kekeme olanlar konuşmazlar. Tersine daha çok lakırdı ederler. Ama hiçbir cümleleri gönüllerinin tercümanı değildir. Yürek kekemesi olduklarından onu kapatmak için habire konuşurlar fakat bir şey söylemiş olmazlar.”

Arkamdan seslendiğini işittim. Yürek kekemesi olma evlat.

O tuttuğu eli bırakmamıştı ama sanırım kader onun elini boş bırakılmıştı.

30.01.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.