GEÇ KALDIN BE HEY GÜZEL

ÖYLE diyordu. Ateşlere yanmış gibiydi. Başından dumanlar çıkıyordu. Oysa içinde hep baharları yeşertmek isterdi nazlı nazlı. Uzun sessizlikleri olurdu. Gözden kaybolduğu da. Ne sebeple ve nereden geldiği hiç belli olmadan ortaya çıkıverirdi. Kendisi de kendine şaşır, hayretler ederdi.

Sanki hiç gitmemiş gibi hissederdi kendisini. Ama “Geç kaldın” sözünü de eksik etmezdi dilinden.

Bir defasında yalnızdı. Yaklaştığımı duymadı ya da duyduğunu hissettirmedi.

“Kevgire döndüm” diyordu. “Yüreğim delik, deşik…” Ağlıyor mu yoksa kendince gülüyor muydu emin olamadığım sesler çıkartıyordu. Hisliydi. İçine ağlıyor diye düşünmüştüm.

Rahatsız etmeden yanından ayrılmak istemiş ve adımımı atmıştım ki, kendisiyle söyleşmeye tekrar başlamıştı. “Be hey güzel, be hey güzel” diyordu durmadan. “Kış geç kalır mı, yaz geç kalır mı? Bahar geç kalır mı be hey güzel?”

Şiir söyler gibi konuşuyordu. “Zambak geç kalır mı açmak için? Ya çiğdem? Gül geç kalır mı, yasemin geç kalır mı be hey güzel, kalır mı? Bülbül geç kalır mı ötmeye gül-i ranâsına?”

Daha fazla dayanamadım dinlemeye. Benim de kalbim delik deşikti şimdi.

Kimdi geç kalan, neden geç kalmıştı?

Ve nasıl kendini bu kadar derinden yaralanmış, delik deşik olmuş hissedebiliyordu, bunu kimseler bilemedi. Bende bilemedim.

Kırmızıyı seviyordu. Aşkın rengiydi. Evrende kırmızı renkte ne varsa hepsine ilgi duyuyordu. Kırmızı elbiseler giyiyordu. Hatta bir ara bunlarla yetinmedi saçını ve sakalını kırmızı renge boyatmıştı.

Belli ki, bu ona iyi geliyordu.

31.10.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.