GURUR VE ÖZGÜRLÜK

BİR saplantıydı, gururlu olmanın özgürlük olduğunu düşünüyordu. Bu şekilde baş eğmediğini hesap ediyor dağlar kadar hür olduğu fikrindeydi.

Otoriteye karşı koymayı bir refleks hâline getirmişti. Bu nedenle küçük yaştan itibaren anne babası ile başlayarak sürekli başkaldırmayı deneyimlemişti.

Çevresinden bazıları onu takdir ediyordu. Hatta korkanlar daha fazlaydı. Görmüş olduğu itaat ve onayı seviyor herkesi ezip geçiyordu.

Kendisine itaat edenler yanlış bir algıyla onun için kendisini değerli sayıyordu ama durum tam tersiydi. Zira yıllarca kendisine sadık kalanlara bir küçük nokta kadar bile güvenmiyordu. Davranışlarını onları yıldırmasına, korkutmasına bağlıyordu ve bunda da haksız değildi. Bağlılığında en ufak bir hatayı affetmiyor şiddetle cezalandırıyordu. Bunu başarı olarak görüyor ve özgürlük alanını genişlettiği için içten içe mutlu olduğunu hissediyordu.

Karşısına gerçek özgür biri çıkana kadar bu saplantılı düşüncesi sürmüştü.  Tahammül edememiş deyim yerindeyse deliye dönmüştü. Oysa duyduğu tek cümleydi. Gururun kalesini tarumar etmişti o bir tek cümle. Söyleyen kişi onu kendisi gibi ezmek ve yıpratmak maksadıyla konuşmadığından bu cümle daha sonra kuyuya uzatılan sağlam bir ip görevi ifa etmişti.

Tutundu ve çıktı o karanlık kuyudan.

Gerçek özgürlüğü tattı. Mutlu oldu. Kendini çok iyi hissetti.

Neydi o cümle?

“Gururunun esaretinden kurtulanlardır gerçek özgürler…”

Kısaydı, netti ve aslında çok olağanüstü de değildi.

Ama onun esaret zincirini kırmaya yetmişti.

04.04.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.