HAYALLERİNİN KATİLİ KİM?

BAŞKALARINI suçlamak kolaydır ama bu yersiz olur. Gerçek olsa bile buna imkân veren yine kendimiz olduğumuzdan sonuç değişmeyecektir.

Sıkıntıların anaforunda bunalmış bir arkadaşla oturmuş konuşuyorduk. Yıllar önceydi. Hep başkalarını işaret ediyordu. Ona göre annesi, babası, ağabeyleri hatta kendisinden küçük kardeşleri hep hayallerine mani olmuşlardı. Sohbet devam ettikçe çerçeveyi sürekli genişletti. Eşi de buna dâhil oldu, hatta çocukları da eklendi. Bununla da yetinmeyen arkadaşım iş ve sosyal çevresinden birilerini bu halkaya eklemekte bir sakınca görmedi.

Hayretle ona “Etrafın katil dolu senin” dedim. Şaşırır gibi olduğunu görünce “Sen bu kadar katil ile nasıl bir arada yaşayabiliyorsun?” diye sordum.

Meseleyi anlamıştı. Sustu. Konuyu değiştirip çayların sayısını arttırarak başka bir zaman tekrar konuşmak üzere ayrıldık.

Hep güzel başarılarını anlatır oldu. Konuyu bir daha açmamasından da içindeki düğümü çözdüğünü anlamıştım.

Suçluyu dışarıda aradığımız müddetçe hastalığa neşter vurmuş olmayacağız. Öğrenmenin anlamak demek olduğunu kavradığımızda yolumuz açılmaya başlayacak.

Aslında gördüğümüz ve kullandığımız her şey birilerinin gerçekleşmiş hayali değil mi? Kullandığımız telefon, işlerimizi hallettiğimiz bilgisayarlar, bindiğimiz asansör, kullandığımız arabalar, toplu taşıma araçları, üzerinden geçtiğimiz köprüler, oturduğumuz evler hatta en rahat ettiğimiz koltuklar bile birilerinin hayali değil miydi bize ulaşmadan önce.

Onlar bu hayallerinin budanmasına müsaade etmiş olsalardı biz fırsatları belki de bulamamış olacaktık.

Hayalin gerçeğe geçiş kapısı olduğunu unutmadan yaşamalıyız.

Hayallerimizi kimseye feda etmeyelim.

Hayallerini feda edenler hayatlarını da etmiş olurlar çünkü.

Hayallerinin katili olanlar hayatlarının da katilidirler. Bunu dışarıda aramak kendini avutma beyhudeliğidir sadece.

27.01.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.