KALBİNİ GENİŞLET Kİ, ENGİN OLASIN

DARALIP bunalmıştı.

Dünya sanki başına yıkılmış, nefes alamıyordu.

Bir damlada boğulup gidiyordu.

Bir yandan da bunun yanlış olduğunu biliyor ama bu duruma neden düştüğünü anlayıp çözümlemek istiyordu.

Pek çok yöntem denedi. Nefes alıp verdi. Yürüyüşe çıktı. Müzik dinledi. Evde eşyaların yerini değişti. Saçlarına kıyamazdı ama gidip kestirdi. Kıyafetlerini yeniledi. Yağmur başlayınca tekrar çıkıp ıslandı.

Hiçbir eylemi kalbinin ferahlamasına yetmedi.

Anlam veremiyordu.

Yağmura rağmen o sokak benim bu sokak senin diyerek avare dolaştı. Yokuşta küçük bir bakkal gördüğünde çakmak almak için girdi. Farklıydı burası. Sahibi yaşlıca beli bükülmüş bir ihtiyardı.

Duvarlara kendi eliyle yazdığı cümleleri yapıştırmıştı.

Gözü onlara takıldı ve tek tek okumaya başladı. Bazıları nükteli cümlelerdi. Ayet ve hadislerde görülüyordu aralarda.

O bu yazıları okuyor bakkal sahibi ise mütebessim bir tatlıkla onu izliyor ve havayı bozmamak için hiç ses etmiyordu.

Bir âyet mealine gözü ilişti ve orada kaldı. Zâriat Sûresi 47 yazıyordu altında.

Önünden ayrılamadı nedense. Tekrar tekrar okudu. Donup kalmıştı âdeta ama kendi yaşadığı hal ile hiç ilgisi yoktu. Fark eden ihtiyar ses verdi. “Kızım ilk kez mi okudun o âyeti?” dedi.

“Hayır, ama önünden ayrılamadım.”

“Allah burada göğü kendisinin kurduğunu ve genişletenin de kendisi olduğunu buyuruyor.

Bizim de kalbimiz göğümüzdür.

Ona yöneldiğimizde engin oluruz. Kalbimiz genişler. Vara yoğa daralmayız. Bak ben bu daracık yerde çok mutluyum” dedi.

Kadının gözlerinde yaşla oradan ayrıldı. Dilince şu niyaz vardı.

“Allah’ım kalbimi genişlet!”

20.10.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.