KENDİ İÇİNİ KARIŞTIRMAK

KOŞTURUYORDU sürekli, o etkinlik senin bu faaliyet benim. Yine de ustanın sohbetlerini hiç mi hiç kaçırmamıştı. Hatta ilk gelen her zaman o olmuştu. Dikkatle dinliyor, notlar alıyordu. Bununla yetinmediği sorduğu sorular, kurduğu cümleler ele veriyordu. Belli ki, üzerinde düşünüyor, kafa yoruyordu. Yani aldığı notlar defterde mahpus kalmıyordu.

Zamanla arkadaşlarıyla arasında bir muhabbet halkası da oluşmuştu. Burada da minik ama heyecan uyandırıcı konuşmaları oluyordu.

Küp içindekini sızdırmaya başlamıştı. Tüm bunlar olup biterken elbette ustanın sohbetleri kaçırılmıyor aynı yüksek dikkat gösterilmeye ve sözler deftere akmaya devam ediyordu.

Yine öyle bir gündü. Herkes dağılmıştı. Küçük meraklının ise hiç kalkacağı yoktu. İkili olarak devam ettiler. Geceyi sabaha birlikte ulayıp horozları uyandırarak dinlenmeye çekildiler.

Öğleden sonra ayrılma vakti geldiğinde küçük meraklı ustanın elini öpüp destur diledi. Tam bu sırada diğer elini omzuna koyarak; evlat dedi, yazmak kendi içini karıştırmaktır.

Senin içini karıştırma zamanın geldi. Belki de yapıyorsun bunu gizliden gizliye. Devam et, bırakma. Bir rutinin olsun sohbetlere gelişin gibi. Sürekli yaz. Hayat süreklidir, yazı da öyle olmalı. Yetenek cevheri gayretle kendini açığa çıkarır. Başladınsa bırakma peşini.

Evet, bir şeyler karalıyordu ama hepsi o kadar. Ortaya eli yüzü düzgün bir şey çıkmıyordu. Yazdığı metinler bir türlü sonuca ulaşmıyordu. Kendisi bile bu uzunluğa tahammül gösteremiyor sonuna kadar okuyamıyordu. Söyleyecek oldu, yutkundu fakat buna muvaffak olamadı.

Tam o sırada süslemeyi bırak yapıya odaklan dedi. Bir manası, mesajı olsun. Peşrev güreşte güzel olsa bile yazıda sıkıcı olabilir.

O günden sonra küçük meraklı içini karıştırmayı sürdürdü ama kısa metinler ortaya çıkardı.

Artık kendisi de kendini okuyabiliyordu.

12.07.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.