KENDİNE KOŞAN ADAM

ONU bir kıyı şehrinde tanıdım. Bir dost ziyaretinin hediyesi olarak gördüm bunu.

Koşuyordu.

Biraz bizimle sohbet ediyor birden bire emir almış gibi yerinden kalkıyor ve koşmaya başlıyordu. Bir müddet sonra nefes nefese geri dönüyor kaldığı yerden aynı heyecanla devam ediyordu.

Neden koşuyorsun ya da nereye koşuyorsun diye sormadım. Çünkü gerek kalmadı. Dostumun verdiği bilgiye göre en çok muhatap olduğu sual buymuş.

Yok mu bir cevabı dedim, var dedi: Kendime koşuyorum.

Oldum olası severim böyle kişileri. Sonraki yıllarda yine gittim ve gördüm dostumun şüphe duymasına rağmen. Dostumun kuşkusu bana mı, ona mı geliyorsun şeklindeydi. Cevabı belliydi, sessiz kaldım.

İlk buluşmamızda adımı sormamış ve ilk gördüğü andan itibaren yâren diye hitap etmişti. Araya giren ikişer sene bu seslenişi değiştirmedi. Doğrusu bende bunu benimsedim.

Koşup tekrar dönüşlerindeki meraklı bakışlarımdan birinde uzağı görmek için koşuyorum demişti. Bir anlam verememiştim. Geçenlerde hatırıma düşen dedemin bir sözü zihnimi aydınlattı. Şuydu: Deliler baş gözüyle değil sezgiyle baktıklarından daha uzağı görür.

Doğruydu. Kendine koşan adam hesap yapmıyordu. Bir plan dahilinde yaşamadığı gibi başkalarını da buna uymaya zorlamıyordu. İnsanlara nedir, kimdir sormuyordu. Biliyordu çünkü kim olduklarını.

Tenhaydı. Yalnızlıktı tercihi. Kendine sığınmıştı ve sığmıştı. İnsanlarla ve olaylarla kendini kalabalıklaştırmıyordu. Vedalaşmalarımızın birinde söylediklerini defterime not etmiştim.

Geçmiş senden gitmiştir. Dışarıda kalmıştır. İçine almaya çalışıp yorulma çocuk. Dışarıya değil içine koş.

17.06.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.