NURAYDINIM

GECE uzun sürmüştü. Geçmişte yaşanan ne kadar pürüz varsa hepsi merhamet eleğinde elenmiş haklar helal edilmişti.

Şimdi çay daha bir lezzetliydi.

Kahve daha bir telveliydi.

Üzerlerinde yıllar yılı taşıdıkları yüklerden kurtulmuşlardı. Önce kendilerinin işledikleri kusurları kabul etmişler, itiraf etmekten çekinmemişler ve sahih bir özür dilemeyi de başarmışlardı.

Harika bir uyku çekmişti ardından. Nicedir bu kadar derin ve huzurla uyumamıştı. Tadını çıkardı, uyandığında hemen kalkmak yerine yatakta tembellik etmeyi sürdürdü. İki koluyla yastığı kendine çekti sarılıp biraz daha uyumak düşüncesiyle. Bu sırada yastığın altında bir not buldu. Şöyle yazıyordu:

“ Günaydınım.

Canaydınım.

Nuraydınım.

Balaydınım.

Gülaydınım.

Şirinaydınım.

Çiçekaydınım.

Huzuraydınım.”

Böyle devam edip gidiyordu. İlk kez kendisini bu kadar değerli ve sevilmiş hissediyordu.

Tekrar tekrar okudu. Gözyaşları mutluluğuna şahit olmak için çıkageldiler. İzin verdi onlara, serbestçe yanağından çenesine doğru aktılar.

Notun altında şu cümle iliştirilmişti: “Aşılamayacak tek şey ölümdür nuraydınım. O, olmasın yeter ki, her şey yoluna girer. Girdi de şükürler olsun.

Şirinaydınım günün gönlün gibi aydınlık olsun.”

Evet, bugüne kadar böyle aydınlık, böyle mutlu, böyle huzurlu, böyle gül kokulu, böyle nurlu bir gün yaşamamıştı.

“Daim olsun inşallah” dedi. “Daim olsun.”

05.02.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.