BİR VİCDAN HİKÂYESİ

“HİKÂYEN bir vicdan hikâyesi olmalı. Acı da olsa acıtıcı olmamalı. Müşfik olmalı.

Senin hikâyen bir merhamet hikâyesi olmalı. Demem o ki; hayatını yazdığın kalem acımasız olmamalı.”

Evin arka odasında döşeklerin altında yıllardır açılmayan tahta bavulu açmış içinden çıkan eski kitapları karıştırırken sarar iki yaprağa denk geldim.

Özeti buydu.

Başkasına yazılmış olsa gönderilirdi. Belli ki dedem kendine not almıştı. Kendi kendine nasihat ediyor vicdana davet ediyordu. İlkin onların zamanlarında da şimdi yaşadıklarımıza benzer acımasızlıklar var mıydı diye düşündüm. Olayı babama sordum. Anlattıkları içimi kanatmaya yetti. Anladım ki, acımasızlık dünya var olalı devam ediyor.

Mesele sen hangi taraftasın? Yazdığın hayat hikâyen bir vicdan hikâyesi mi, yoksa vicdansızlığın öyküsü mü?

Kahramanların kimler?

Ve sen kimlerin kahramanısın?

Elinde baltayla dolaşan kalbi karalar bağlamış bir âdemoğlu musun, vücut ülkesini merhametle yöneten âdil bir idareci misin? Dünya kötü olabilir, sen iyi misin? İyilerle misin?

Neyin peşindesin? İzlediğin önündeki ayak izleri seni nereye götürüyor?

Dedemin sandığından çıkan sarar iki yapraklı not aslında hayatın bir özeti gibiydi.

Özü de diyebiliriz aslında.

03.02.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir