O ÖFKELİ BEN KIRILGAN

“NASIL öfkelenirdi anlatamam.

Gözlerinden dışarıya kızgın közden parçalar fırlatır gibiydi.

Yakardı değdiği yeri. Yangına çevirirdi.

Bense kırılgan. Bir cenin gibi ayaklarımı içime çeker kendime kapanırdım.

Bunun çare olacağını düşünürdüm.

Suskunluğumun onu da susturacağına inanırdım. Ama hiç öyle olmuyordu.

Ben sustukça o kabarıyordu.

İçimdeki çiçekler soluyordu birer birer.

Ve bunun hiç farkında değildi.

Kaldıramıyorduk birbirimizi…

Kalkındıramıyorduk.

İnşa etmek yerine tahrip ediyorduk.

Kimi zaman rollerin değiştiği de oluyordu ama bu sayılıydı.

Kısacası hayatımız tahteravalli gibiydi. O yukarıdaysa ben aşağıda, ben yukarıdaysam o aşağıda.

Dengede duramadık hiç.

Gönlümüzü hakem yapamadık.

Aklımızın aşığını yansıtamadık birbirimize.

Dilimize merhametten cümleler düşmedi.

Bir ortaklık kuramadık.”

Bohçacı ana bunları o küçük yaşımda bana niye anlatmıştı, bilmiyorum. Anlamam da mümkün değildi zaten. Sadece aklımın bir kenarına kazımıştım.

Yaşadığımız şu modern çağın bencilliklerini görüp idrak edince o gün söylenen sözler tekrar aklıma geliyor.

Gelecek günlerimin bir ön sunumu gibiydi sanki. Vizyona girecek bir filmin fragmanı gibi yani.

Hiçbirimiz bu hallerin bigânesi değiliz artık.

Ya yaşıyoruz benzerini veya tanık oluyoruz.

Öyle değil mi?

11.11.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.