SECDELİ ARİF

ÖYLE derlerdi. Herkes onu böyle ünlerdi. Arif ismi miydi yoksa sıfatı mı bilemedim önceleri. İlerleyen zamanlarda karar verdim. Arif onun ismiydi ama artık sıfatı da olmuştu.

Çocuk yaştan itibaren böyleymiş. Başka bebekler kundakta sırt üstü yatarken o bundan rahatsız olup ağlarmış. Pozisyonunu değiştirdiklerinde susarmış ancak.

Yaşıtları dışarıda oynayıp çocukluklarını yaşayarak gününü gün ederlerken o her bulduğu yerde secdede olmayı tercih edermiş. İlkin ailesi çocukta bir maraz mı var diye şüphelenmişler. Gözlemişler. Bir bedensel sıkıntı olmadığı gibi davranışlarında da sıra dışı bir duruma rastlamamışlar. Öylece yaşayıp gitmişler.

Ben tanıdığımda yaş kemale ermişti. Sözü kısa tutardı. Hayatının zaruretler dışında secdede geçirdiğine bende tanık oldum. Yorulmuyordu hiç. Saatlerce secde halinde kalabiliyordu ve bu ona mutluluk veriyordu. Kimi zaman yaramazlık yapıp lafa tuttuğum olmuştur. Nasıl hasret çektiğini gözlerimle görmüştüm ve bu duyguyu tarif etmek imkânsız gibi geliyor bana.

İsmen hitap edemediğim için kendisine Secdeli Abi diyordum. İtiraz etmemişti. Kardeşliğe kabulü manasına geldiği için sevinirdim.

Hep dinledim kendisini. Sorularımla yormadım onu arada şamatanın dozunu kaçırsam da. Ömrünün son demlerini yaşıyordu. Cesaretimi toplayıp secde nedir diye sormuştum. İlk ve tek sorum bu olmuştu. Zira ertesi gün büyük göçe çıkmıştı.

Cevabı kısacık olmuştu: Kaynama noktası.

08.05.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.