SİZ SİZSİNİZ

SANKİ bir yaşam koçu konuşuyor gibiydi. Kişisel Gelişim uzmanlarından sıkça farklı versiyonları ile duymaya alışık olduğumuz cümlelerden biriydi. Oysa bu konulara sıcak biri değildi. İnsanı motive edebilmek adına doğru yapılmadığında gereğinden fazla yüklenildiğinden özgüven patlamalarına sebep olduğu fikrindeydi.

Ama yine de bu söz duyuldu ve herkes hayrete düşmüştü. Gözlerimiz fal taşı gibi açılmıştı.

“Sen sensin, başkası değil. Orijinalsin. Biriciksin. Her şeyin farklı, parmak uçların, saç telin, göz retinan ve daha neler, neler. Özelsin.

Öncelikle bunların farkında olmalısın. Başkalarının yargılarına hapsolmaman gerektiği gibi sende başkalarını kendi mülahazaların ile tutsak etmemelisin. Senin gibi o da özel çünkü. O da orijinal. Biricik.

Ne zaman kendim olacağım diye soruyorsan, sorma artık. O zaman, bu zamandır.

Erteleme artık.

Senin sen olduğunu bil ama asla ben deme. Sana senliği veren sen değilsin zira.

Ben derken kast ettiğin egon olmasın. Kişiliğin, karakterin olsun. İnançların, sabitelerin…”

Ne kadar böyle devam etti tam hatırlamıyorum. Söyleyebileceğim tek şey kendini havalandırıp uçurmanın da, aşağılayıp yerin dibine sokmanın da doğru olmadığını öğrenmiş olmamızdı.

Dengede olmakmış bütün mesele.

Ne bana denildiği kadar iyiyim, ne kötü görenlerin gördüğü kadar kötü.

Tıpkı kimsenin benim kötü dediğim kadar kötü veya iyi dediğim kadar iyi olmayabileceği gibi.

Sözün özü; herkes farklı ve orijinal.

O zaman başkasının elbisesini giymeye, sahnede rol yapmaya ne gerek var?

Ne ben ne sizler olmamız istendiği gibi olmaya mecbur değiliz. Ama kendimiz olmaya ve öyle kalmaya mecburuz.

Eğer başaramazsak öldüğümüzde ölen ile öldüğü sanılan aynı olmayacak.

12.03.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.