DEMİRİ ATEŞE SÜR

NİCEDİR kendini atıl hissediyordu. Bir işe yaramadığını düşünüyor bir işin ucundan, kenarından tutamıyordu. Kendini biraz da olsa değersiz hissetmiyor değildi.

Onaylansın, takdir edilsin, kendisine güç verilsin istiyordu.

Sevilmek istiyordu aslında. Delicesine üstelik…

Dışarıdan bakıldığında kavi idi. Demir gibiydi. Güçlü görünüyordu. Bunu kendini korumanın bir yöntemi olarak benimsemişti. Zamanla bu duruma alıştığı için başka türlüsünü de zaten bilmiyordu.

Mutlu muydu derseniz değildi. Koruyordu sadece kendisini zarar görebileceği hallerden.

Bir kitap geçmişti eline. Sayfalarını hızlıca karıştırırken gözüne bir cümle ilişti: Demiri ateşe sür.

Durdu kaldı. Bunu bir mesaj olarak algıladı.

Evet demir gibiydi ama bu sadece katılık ifade ediyordu. Eğer işe yarayacaksa demiri ateşe sürecek, ona şekil verecek ve kıvama getirdikten sonra çekiçleyecekti.

Bu da yetmiyordu. O kızgın demiri soğuk suya sokacak oradan cıs eşliğinde dumanlar çıkacaktı.

Bu işlem bir daha, bir daha devam edecekti. Tâki istediği şekli alana kadar.

İşte o zaman demir kılıç olacak ve kötülükleri biçecekti.

İşte o vakit demir kama olacak kendisini koruyabilecekti.

Anladığı şuydu o cümleden; demir olmak yetmiyor. Nasıl bir demir olacağına karar verecek ve hemen işleme başlayacaktı.

Ertelemedi bu defa demiri ateşle buluşturdu.

Sonuç çok iyiydi.

Leyli kılıçla kesti, gündüzü ateşle harladı.

13.03.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.