TAŞIYORDU KENDİNİ

YOL yorgunuydu. Taşıdığı kendisiydi. Beraberin başka neler taşıyordu diye sorarsanız anlatır ki, sabahlar yetmez dinlemeye. Zihni mahşer gibiydi. Onlarca fikri barındırıyordu. Bunlardan eksiltmeye gitmiyor aksine ilaveler yapıyordu.

Aklına yeni kabuller girmişti. Kalbineyse bambaşka duygular konmuştu mavi kelebekler gibi. Saklanmış, üzeri bastırılmış ve kimseler bilmesin denilen duygular açığa çıkmıştı.

O ise yürüyordu mütemadiyen. Gece gündüz demiyordu. Eller tatlı uykudayken onun günlü yâr ile hemdem idi. Üstelik her dem…

Sol cebinde papatyalar taşıyordu. Bu âdetiydi. Kimseyle mecbur kalmadıkça pek konuşmazdı. Ama cebindekiyle konuşmasını ise hiç kesmezdi. Uzaktan bakanlar onu meczup bilirlerdi. Bundan gocunduğu da görülmemişti. Zaten adını soranlara adı bu olmadığı halde Deli Âdem derdi. Yakıştırırdı kendine. Arada bir gönlünde gezdirdiğine dokunur gibi cebindeki papatyaya dokunur, okşardı. Şiirler söylerdi şiire benzemeyen. Deli Âdemi’in diğer adı seyyah şairdi.

Kimseye kimsin diye sormadı, sen kimsin diyenlere hemdem Deli Âdem dedi seyyah şair ilavesini de ihmal etmeden.

Kendini taşıyordu gönlündekine.

Gönlündekini taşıyordu kendine.

Taşıdıkça taştı…

Kendinden kendine ulaştı.

02.04.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.