TUTKULU İLHAM

YAZI masasının başına geçiyor saatlerce yazıyordu. Kan ter içinde kalarak bitirdiği metni okuduğunda yüzü ekşiyor bir halta benzemedi diyerek acımdan yırtıp çöpe atıyordu. Bu hâl günlerce sürdü. Yazdığı hiçbir metni beğenmiyor yeni baştan tasarlayıp yazıyor ama netice yine değişmiyordu.

Kendisine ne olduğunu anlamaya çalıştı. Pek çok tespitte bulundu. Sonradan göz attığında bunların çoğunun yanlış olduğuna kanaat getirerek yeniden ele aldı konuyu. Kendisiyle ne kadar mücadele etse de ortaya çıkan ürünü beğenmiyordu.

Aklına çok sevdiği ve izinden yürüdüğü yazarın bir vakit kendisiyle sohbet ettiği sırada “Benim yazıp yırttığım yazıları toplasak böyle kaç oda dolusu yapa” sözlerini hatırlıyordu. Bu kimi zaman azmini körüklerken kimi vakitte takatten düşürüyordu.

Ne olmuştu tutkulu ilhamlarına?

Bir hamlede oturup çıkardığı nice yazılar olmuştu dillerde dolaşan…

Zülfünün bir teli diye başladığı, gecenin siyahında aradım kara gözlerini diye bitirdiği yazıları olmuştu.

Yazı başlıklarını bir araya getirip alt alta dizse şiir olurdu.

Okuyucuları defterine geçirdiği yazıların fotoğrafını çeker ona atarlardı. Bazıları da seslendirip gönderirlerdi kaydı.

Neden şimdi kupkuru kalmıştı, çölleşmişti yüreği?

Elini kalbine koydu sıcaklığını ölçmeye çalıştı. Aynı heyecanla atıyordu. Hissiyatında bir problem yoktu. Aşkı tazeden tazeydi. Kıvrandı durdu günlerce ama kök sebebi bulamadı.

Bana halvet gerekli diye düşündü. İnzivaya ihtiyacı olduğuna karar verdi.

Kendini kendine kapadı bir seher vakti yine kendine uyanmak için.

08.02.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.