MESAJIN NE HAYATA?

MESAJ almayan nasıl mesaj versin. Önce almayı bilmelisin.

Toprağın, güneşin, rüzgârın, gecenin, gündüzün dilini çözersen senin de dilin çözülür. Onların sana söylediklerini anladığın vakit senin de söyleyeceklerin olacak.

Kalbe konuşmayı başarman için kalbin hissiyatını duymalısın.

Akla söz söyleyebilmen için aklın söylediklerine kulak kesilmelisin.

Derin dinlemelisin. Tefekkür ile beslenmek bununla mümkün olur ancak.

Bunu başardığında tüm kâinat sana ses verecek. İşte o zaman beden içinde kalbine doğru yolculuğa çıkabilirsin.

Acelesi olanlar kolay yolu tercih ederler. Bu işler zordur. Ciddiyet ister. Konfor alanı psikolojisinden kurtulmadıkça yarım kalacaksın. Her şey yüzeysel hâle gelmiş. İyilik, iyilik diye bağıranların semtine uğramıyor. Aşk, aşkı pazarlayanların ve bu konuda nutuk atanların yanından bile geçmiyor.

Kırgınlık ırmaklarında güçlü kulaçlar atmadan, gayret yokuşlarında nefes nefese kalmadan ulaşamazsın maksuduna. Anlayamazsın hayatın verdiği mesajları. Taş bile taştan ibaret değildir, bilesin. Söyledikleri vardır anlayana. Sen evren ile âlem farkını bile daha idrak edemedin. Biri maddi bütünlüğü diğeri manasını da içerir. Neden mezarlıklara hayat ağacı denilen serviler dikilir? Sonsuzluğa kanat açmak anlamını vermek için değil mi?

O sohbette daha neler konuşuldu neler. Küçüldükçe küçüldüm, un ufak olduğumu hissettim. Evet, hitap sadece bana değil hepimizeydi ama üstüme alınmam gerekmez miydi? İşte son aldığım notlar.

Kalbine üflenen insanlığı fark etmeden nasıl insan olunabilir ki, düşün bunları.

Kaçma gördüklerinden…

Canını acıtsa bile yapma bunu. Onların bir öğretmen olduğunu kavradığında nefsinden bile öğreneceklerinin olduğunu idrak edeceksin.

Mesajı al ki, vermeyi bilesin!

06.02.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.