BİR DUA DOKUNUŞU


NİCE zamandır bir ümitsizlik girdabına düşmüştü. Ruhunun demir mengeneler içinde sıkıştırıldığını hissediyor, bunaldıkça bunalıyordu. Kimseye kendini anlatamıyordu. Anlattıkları da zaten anlamamışlardı. Kuru birkaç lakırdıdan sonra hiçbir şey anlatılmamış gibi neşelerine devam ediyorlardı.

Merak edenler olmamış mıydı? Olmuştu ama onlarda gereksiz bir tecessüs duygusuyla orasını burasını deşmeye girişmişlerdi. İşte bu sebeplerle kendine kapanmıştı. Susmuştu. Yıllar böyle geçip gitmişti.

Bir arkadaş meclisinde tanışmıştık. Aynı muhabbet yaygısının etrafında buluşmuş rızıklanmıştık. Yanık bir gönle sahip olduğu belliydi. Bakışları, duruşu, oturuşu, söz söyleyişi ve susuşu hep bu izleri taşıyordu.

Geçenlerde sürpriz bir karşılaşmamız oldu. Çayı ortak ettik sohbete. Bir cennet tebessümü yerleşmişti çehresine. Mutlu olmuştu belli ki. Hissettim dedi, derinden hissettim. Neyi hissettin dedim.

Senin dua dokunuşlarını hissettim. Ne zaman kendimi gergin, yetersiz, çekilmez, bunalmış, aciz, güvensiz, daralmış bulsam birden bire içimde bahar rüzgârları esiyor. Çayır çimen gibi taptaze hissediyorum. İçimde çiğdemler, nilüferler, leylaklar, papatyalar seyrine doyulmaz güller açıyor biliyor musun? İnkâr etme lütfen, bana serinleten niyazlar gönderiyorsun. Hissediyorum dedi.

Bir şey diyemedim. Demeli miydim onu da bilmiyorum.

06.02.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.