YABANCI KOKU


YILLARDIR bekliyordu gelmesini. Usanmamıştı bundan, üstelik haz da alıyordu.

Beklerim diyordu, ben onu beklerim. Hep beklerim. Bekliyordu da gerçekten. Kimi zaman pencerede bazen balkonda ama hep bekliyordu.

Gönderdiği günü dakikasına kadar hatırlıyordu. Gününü, saatini hiç unutmamıştı. Bunlar üzerinde düşündüğünde acaba hiç mi göndermedim dediği de oluyordu kendi kendine.

Gittiği halde nasıl oluyor da bu kadar içinde yaşayabiliyordu? Nasıl bu kadar taze kalabiliyordu? Onun sürekli oturduğu mindere oturduğunda sanki şimdi kalkmış gibi diyordu. Sıcacık buluyordu oturduğu yeri.

Uğurlarken bir tek şey istemişti. Ne zaman dönersen dön ama yabancı bir koku ile dönme demişti.

Planlı bir cümle değildi. Yolcularken sımsıkı sarıldığında gözünden yanaklarına süzülen gözyaşına dili bu cümleyle eşlik etmişti. Döndüğünde kendi kokunla dön demiş ve içine çeke çeke koklamıştı.

Hasret yüreğini dilimlediğinde hep bu koku aklına düşerdi. Gözlerini yumar, onun minderine oturur yüreğine depoladı kokunun kapağını açar tekrar burnunu çeke çeke koklardı.

Mis derdi, yetinmez uzatırdı misss diye. Doyamadığında misim benim misim cümlesini de iliştiriverirdi. O koku ile yaşadı yıllar yılı. Hayatına hayat oldu, canına can.

Bir gün kapı vuruldu. Bu onun vuruşuydu. Ritminden anladı sahibini. Yüreği ağzına geldi. Heyecanı zirvedeydi. Koştu kapıya, üstüne başına çeki düzen verdi, saçlarını parmaklarıyla taradı ve açtı.

Sarıldı sımsıkı, bırakmadı dakikalarca. Dili tutulmuştu. Bir şey söylemeye mecali yoktu.

Kulaklarında bir cümle yankılandı kalbine doğru giden.

Döndüm işte, geldim bak. Yabancı bir kokuyla değil, kendi kokumla geldim.

Bırakmadı bir süre öylece kaldı, kokladı. Evet, aynı koku dedi, aynı koku. Sonra elinden tuttu ve hadi içeri geçelim dedi minderin soğumadan.

29.01.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.