ACI SENİ ELE GEÇİRMESİN

KEDER derelerinde dolaşıyordu nicedir.

Yediği, içtiği, soluduğu hep acıydı.

Acı ile artık o kadar iç içe yaşıyordu ki, lezzetli anlarına bile keder katmadan edemiyordu.

İyi bir şey yaşasa, biraz mutlu olsa içine bir korku düşerdi.

Ardından muhakkak üzücü durumların geleceğine inanır kendini yaşadığı güzel demlerin kucağına bir türlü gönül rahatlığıyla bırakamazdı.

Acıyı bir beklenti haline dönüştürdüğünden beri bir nevi acı bekçisi olmuştu.

Farklı vesilelerle coşkun haller yaşayanlara önce acır ardından kızgınlık üretirdi.

Onları teyakkuz halinde olmamakla suçlardı. “Acı geliyor ama hazırlıklı değilsiniz” derdi.

Kendisi buna hazırlıklıydı, doğru ama bu neyi değiştiriyordu ki!

Hiç!

Yılları böyle geçti.

Acının sarmalında yaşadı.

Kanıksadı.

Hatta acının kendisine uğramadığı zamanlar marazlanır oldu. Beklentisini çoğalttı ve yeni acılar davet etti.

Bu talebi elbette karşılıksız kalmadı. Zira acı için farkında olmadan beklenti oluşturuyor bir nevi gizli dua ediyor gibiydi.

Bununla beslenmeye başlamıştı. Kendini bununla tanımlar oldu. İkincil bir kazanç vesilesi haline getirdi. Kendisiyle konuşanlarla mutlaka bir vesile bulup ne kadar çok acı çektiğini anlatıp onların ilgilerini üzerinde tutmaya çalışırdı.

Bir gün bir film seyretti nereden gerektiyse… Orada duyduğu cümlelerle dünyası altüst oldu. Artık dilinden bunu düşürmüyor bir nevi kefaret öder gibi her görüştüğüne söylüyordu.

“Acı seni ele geçirmesin. Onu kontrol et. Ustası ol acının. Kullan onu. Esir düşme acıya…”

21.11.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.