BAĞIŞLAMAYAN PENÇELER

MERHAMAET öğütlenmiştir. Şefkatin sinesinin sıcak olduğu anlatılmıştır. Affın yücelikleri her zaman en etkili biçimde söylenmiştir bize.

Kötülüğün kahramanı olmaz. Öfke kazansa bile öfkeli olan kazanmaz. Aldatıcı bir sarhoşluktur yaşanan sadece.

Bilenmiş dişler başkalarının etinden önce ısıranı kanatır. Böyle belletildi bize. Yalan değildir bu öğreti. Hakikatin kendisidir. Herkes kendi hayatında bunu tecrübe eder. Şahitleri hepimiziz.

Yine de kanarız. Kandırırız kendimizi. Suçlu başkası değildir. Kabahati dışarıda aramak beyhudedir. Zira biz kanmak istemişizdir. Bundandır aldanışımız.

Hırsımız kendimizedir. Öcümüz kendimize. İçimizdeki düşmanı perdelemek için dışımızdaki düşmanı taşlarız. Bunu sürdürdükçe büyür ejderhamız. Parçalar. Un ufak eder her şeyi. Doymak bilmen hırsı ve kazma gibi bilenmiş dişleriyle saldırır. Kendi mezarını kazar durmaksızın. Bedenini değil ruhunu gömer ilkin.

Oysa şefkatin kahramanları olmamız salık verilmiştir. Ruhumuz duyar bunu. Ne var ki, nefsimizin çıkardığı tantana ile buraya odaklanmamız engellenir.

Ve her birimiz bağışlamayan pençelerle kendimizi deşeriz. Susuzluk ve açlıktan değildir ölümümüz.

İnançsızlıktandır. Kendimize olan inançsızlığımızdan.

Ne mi yapmalıyız?

Önce kendimize iman etmeyi başarmalıyız.

Başlangıç burası!..

27.04.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.