CİMRİLİKTEN ARINMIŞ BİR KALBİN OLSUN

NE kadar etkili bir duaydı bu. İliklerime kadar sarsılmıştım.

Madem bir kalbimiz var onu işlevsiz hâle getiren durumlardan uzak tutmamız, bunu başaramamışsak temizlememiz gerekiyor.

Bu hitapla karşılaştığımda zihnime düşen ilk soru cümlesi şu olmuştu: Kalbini koruyamayan neyi korumuş olur?

Cevap net; hiçbir şeyi…

Uzun uzun konuşuldu. Kişinin elinin cömert olması başka kalbinin cömert oluşu daha başka.

En zoru bu.

Ve öncelikli olanı elbette.

Kalbin cömertliğini idrak ettiğimizde sûretten kurtulup sîrete ereceğiz.

Zahiri olana lazım geldiği kadar değeri vereceğiz ama bununla yetinmeyeceğiz.

Kalbin cömertliğine ulaşan kişi kalbin bağlarını güçlendirdiğinden kâinatı insan üzerinden okumaya başlayacak ve bambaşka zihni kapılardan geçerek kendi hakikatine ulaşma nasibiyle buluşabilecek.

Aktan daha ak olacak.

Durudan daha duru.

Vücut iklimini istila eden sırtlanları bertaraf edebildiği için zehri bal eyleyecek.

Sözü yormayacak.

İncitmeyecek.

Haddi aşıp gönül abdestini bozmayacak.

Gücün kudret değil maneviyatı için bir zaaf olduğunun idrakinde olacak ve bu onun davranışlarını belirleyecek.

Kalbin cömertliğine eren kişi tüm varlıklarla birlik ilişkisi kuracak.

Senlik ve benlik deresinde boğulmayarak ruhun diriliğine ulaşacak.

Anladığım özetle şu ki; bu mühim bir mesele.

Ve hepimizi ilgilendiriyor.

05.10.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.