Dijital Reşitlik ve Sosyal Medya Okuryazarlığı

UĞUR CANBOLAT

Günümüz insanı olarak hepimizin başında sosyal medya dediğimiz bir dert var. Nimet olan yanını elbette dikkate alarak işlerimizde kullanacağız ancak bağımlılık hâline geldiğinde beklenmedik kötü sonuçlarıyla başımızı ciddi şekilde ağrıtıyor. Kimilerini sosyal fobiye sürüklerken kimilerini de narsisizmin pençesine atıyor. Beğenilme ve değer bulma ihtiyacı için kullanımda sınırlar aşıldığında çocuk ve gençlerde akademik yaşam zarar görebiliyor, şiddet eğilimleri baş gösterebiliyor. Yetişkinler için ise bu iş, oyun ve kumar bağımlılığına kadar gidebiliyor ve ayrıca ilişkileri sarstığından ailede iletişim sorunları sökün ediyor. Üstelik yaşanan problemler bunlarla da sınırlı değil. Acilen dijital reşitliğe ulaşmamız ve sosyal medya okuryazarlığına erişmemiz gerekiyor.

Yaptığı araştırma, yayın, geliştirdiği ölçeklerle alana önemli katkılarda bulunan Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal ile konuyu enine boyuna değerlendirdik.

Dikkate alınması hepimizin yararına olacaktır.

………

Sosyal medya üzerinde çalışmalar yapıyorsunuz. Bu nasıl bir ihtiyaçtan doğdu?

-Sosyal medya internet kullanımının başka bir tarzı olarak yaşamlara dâhil olduğundan beri dünya genelinde insanların hayatında sosyalleşme, eğlence, başka kültürden kişilerle tanışma hatta iş yapma aracı olarak inanılmaz etki yarattı. İnsanları çok boyutlu olarak yani zihinsel, duygusal, davranışsal olarak etkisi altına aldı. Küresel etkileşim sunan böyle bir mecranın incelenmesi hem ihtiyaç hem de meraktan doğdu diyebiliriz.

Kullanıcıları açısından ihtiyaçtan doğan bu ilgi zamanla herkes için olmasa bile bağımlılık noktasına ulaştı değil mi?

-Evet. Sosyal medya, tıpkı madde kullanımıyla ilgili olan bağımlılıklarda olduğu gibi bağımlılık yapıyor. Bağımlılık, insanların hayatında pek çok alanda zarar veren psikolojik bir sorun olarak tanımlanıyor. Aşırı kullanım ve buna eşlik eden yanlış kullanım sonucunda insanlar günde yedi saatin üzerindeki vaktini sosyal medyada geçiriyor. Araştırmalarda genellikle internette geçirilen dört saat kırılma noktası olarak ortak bulgular sunuyor. Yani internet bağımlılığı, sosyal medya bağımlılığı, dijital oyun bağımlılığı gibi dijital tabanlı bağımlılıklarda günlük olarak en az dört saat kullanım söz konusu oluyor.

Burada hazdan bahsetmeliyiz o halde?

-Kesinlikle. Bu kişiler yoğun haz duydukları için bu mecralara müptela oluyorlar. Kişiler sosyal, duygusal, zihinsel ve daha pek çok boyutta kötüye kullanımdan kaynaklanan olumsuz sonuçlarla karşılaşıyor. Önceleri internet için tartışılan bu sorunların sosyal medya için de görülmeye başlaması sorunun kökenini anlamada ihtiyaç oluşturdu.

Sosyal medya yalnızlığı gideriyor mu yoksa bir tür başka bir yalnızlığa mı sebep oluyor?

-“Sosyal medya mı yalnızlaştırıyor yoksa yalnızlık mı sosyal medyaya itiyor?” sorusu araştırmacıların merak edip araştırmaya başladığı başlıca konulardan birisi oldu. Madalyonun iki tarafından da konuya bakılabilir. Bu konuda araştırma yapabilmek için doktora tezimi yazdığım dönemde “Sosyal medya bağımlılığı ölçeği-SMBÖ” geliştirdim. 2015’te bu isimde ilk ölçek olarak uluslararası bir dergide yayınladığımdan bu yana küresel ölçekte araştırmacılar tarafından kullanılmaya devam ediyor. Yalnızlığa gelince, UCLA yalnızlık ölçeği bilimsel yazında yaygın olarak kullanılıyor. İki ölçeği kullanarak yürüttüğümüz araştırmalarda, sosyal medya bağımlılığı ile yalnızlık arasında genelde orta seviyelerde seyreden bir ilişki çıktı.

Yani sosyal medya bağımlılığı arttıkça yalnızlık artıyor öyle mi?

-Evet. Sosyal medya bağımlılığı arttıkça yalnızlık artıyor yine yalnızlık arttıkça sosyal medya bağımlılığı artıyor. Bu araştırma sonucunu ülkemizde üniversitelerde yürüttüğümüz araştırmalar ile elde ettik. Araştırmalarımız, “Acaba diğer ülkelerde durum nasıl bizde nasıl?” sorusuyla devam etti. 2011’de Türkiye-Güney Kore karşılaştırması yaptığımız “Türkiye’deki ve Güney Kore’deki Öğretmen Adaylarının Problemli İnternet Kullanımları ile Yalnızlıklarının Karşılaştırılması” isimli çalışmada 595 öğretmen adayı ile araştırmayı yürüttük. İnternetin problemli kullanımı ile ilgili iki ülkede farklılık çıkmamasına rağmen, Güney Kore’deki öğretmen adayı öğrenciler daha yalnız çıktı.

Başka ne gibi sonuçlara ulaştınız?

-Ülkemizde erkeklerin kadınlara göre interneti daha problemli kullandığı sonucu bulundu. 2020’de 270 üniversite öğrencisi ile çalıştığımız, Türk ve Koreli üniversite öğrencilerinin sosyal medya bağımlılığı ile yalnızlık ilişkisini incelediğimiz araştırmada ise, Koreli üniversite öğrencilerinin daha yalnız oldukları ve sosyal medyadan daha fazla duygusal destek aldıkları ortaya çıktı. Sosyal medya bağımlılığının “çatışma” boyutunda Koreli öğrencilerin seviyesi daha yüksek çıktı, Türk öğrencilerin ise aile iletişimi amaçlı sosyal medyayı daha fazla kullandığı bulundu. Bu araştırmada dolaylı olarak da olsa, Türkiye’de aile bağlarımızın daha güçlü olduğu sonucu ortaya çıkmış oldu. “Aile bağları yalnızlığı biraz olsa tedavi ediyor” diyebiliriz belki de. Düşünelim.

Sosyal medyanın kötüye de kullanımı söz konusu olduğundan bir dijital ahlakından bahsedebilir miyiz gelinen bu noktadan sonra?

-Sosyal medyanın kötüye kullanımı günümüzde yaygınlaştığından iyicillik/kötücüllük açısından da kullanım değerlendirilmeye başladı. Bu da sosyal medya ahlakını işaret ediyor, diyebiliriz.

Etkileme gücü bakımından bu önemli olsa gerek…

-Evet. Sosyal medyanın kişilerin duygularını etkileme gücü var. Buna göre, paylaşımlarımızda olumlu duygular barındırmaya, empati kurarak başkalarının alınganlığını harekete geçirmemeye dikkat etmeliyiz. Bilimsel açıdan bu konu duygusal yayılım konusuyla açıklanabilir.

Burayı biraz daha açabilir misiniz?

-Elbette. Duygusal yayılıma göre, kişi bir paylaşım yaptığında, bu paylaşımın içerdiği duygular sosyal ağındaki arkadaşlarına, arkadaşlarının arkadaşlarına ve onların arkadaşlarına üç dereceye kadar yüksek etki göstererek yayılıyor. Eğer paylaşım korku, öfke, üzüntü gibi olumsuz duyguları barındırıyorsa bu duygular sosyal ağlarda kişiden kişiye bulaşarak geniş kitlelere yayılıyor.

Önlemenin bir yolu var mı, bu hususta neler yapılabilir?

-Sosyal medya okuryazarlığı adı altında bu kullanım tarzlarından bahsediyoruz ve bunun farkındalığını sağalamaya çalışıyoruz. Kişiler eğer bilmeyerek paylaşımlarında bu duygulara yer veriyorlarsa bunu artık yapmıyorlar ve bilinçli kullanıcı modeli sergiliyorlar. Eğer farkında olduğu halde yapmaya devam ediyorsa ve hatta bilinçli olarak olumsuz duyguları yaymayı hedefliyorsa bu sosyal medyanın kötüye kullanımını işaret ediyor.

Ahlak konusu sanırım burada ortaya çıkıyor…

-Evet. Bu kişilerin iyi bir ahlaka sahip olmadığını ya da ahlak yoksunluğundan bahsedebiliriz. Yine psikolojik savaş amaçlı kişiyi ya da kurumları hedef alarak bireysel veya toplu paylaşımlar yaparak sosyal medyada saldırıda bulunanları da ahlak yoksunu olarak tanımlayabiliriz.

Dijital ilişki doğru yönetilemediğinde kişinin narsizmini arttırır mı?

-Sosyal medyanın kişileri değerli kılma ya da değersizleşme potansiyeli var. Eğer kişi günlük yaşamda elde etmek istediği güce kavuşamadıysa, değerli olduğunu hissetmiyorsa, ya da başarı hırsını tatmin edemiyorsa sosyal medyada kendini daha fazla sunarak öz severliğini güçlendirmeyi tercih edebiliyor. Özçekimler, başarı hikâyeleri, hep en iyisi olduğunu gösteren paylaşımları günlük olarak birkaç defa yapıyorsa narsisizm belirtileri gösteriyor, diyebiliriz. Instagram uygulaması günümüzde gençler tarafından benlik sunumu için oldukça yoğun kullanılıyor. Araştırmalarda gençlerin ilk sırada Instagram kullandığı bildiriliyor. Bu mecrada kullanılan filtreler ile yeni bir imaj da yaratılabiliyor. Kişi istediği görüntüye kavuştuğunda da kabul görme isteği harekete geçiyor ve günlük paylaşımların sayısı artabiliyor. Kilo memnuniyetsizliği varsa ya da estetik olarak başka bir görünümü kendine hedef koyduysa, basit filtre programları ile düzenleme yaparak istediği görünüme kavuşuyor ve bu şekilde kabul gördüğüne ikna olduysa, ilişkilerini sosyal medya üzerinden yürütmeyi tercih ediyor. Bu kişilerde hem narsisizm hem sosyal medya bağımlılığı birlikte gözlenebiliyor.

Bu konuda bir çalışmanız oldu mu?

-Evet, oldu. Yaptığımız bir araştırmada, narsisizm sosyal medya bağımlılığının belirleyicilerinden birisi olarak bulundu. Diğer belirleyiciler; yalnızlık, sosyal medyanın işin bir parçası olması, beğenilme arzusu, aşırı kullanım, cinsiyet farkı (kadın-erkek), yaş.

Ulaştığınız sonuçları birkaç madde şeklinde rica etsem nasıl özetlersiniz?

Sosyal medya bağımlılığının belirleyicileri için çıkarımlarımızı şu şekilde özetleyebilirim:

1) Yalnızlık arttıkça sosyal medya bağımlılığı artar,

2) Narsisizm arttıkça sosyal medya bağımlılığı artar,

3) Beğeni arzusu arttıkça sosyal medya bağımlılığı artar,

4) Sosyal medya yapılan işin parçası haline geldiğinde, bağımlılık eğilimi de artar,

5) Kadınların bağımlılık eğilimleri erkeklere göre daha yüksektir,

6) Yaş arttıkça sosyal medya bağımlılık eğilimi geriler.

Sosyal medyanın aşırı kullanımı kişiyi fobik davranışlara sürüklediğini gözlüyor musunuz?

-Sosyal medyanın aşırı kullanımı maalesef yüz yüze ilişkileri sekteye uğratıyor. Görüşme talebinde bulunduğunuzda, bu kişiler “sosyal medya ya da elektronik posta iletişimi olmaz mı?” diyorlar. Günlük yüz yüze iletişim ya yok oluyor ya da minimalize tutuluyor. Kapısını çaldığınızda bu kişiler müsait olmadığını da sıklıkla söylerler. Her zaman e-posta yollamanız gerekir ya da kişiye göre değişen mesaj uygulamaları daha cazip olmaktadır. İnsan sosyal bir varlıktır. Bunun ne kadar doğru olduğu bu anlamda tartışılır. Zaten şimdilerde gündemde olan Metaverse için de gelecekte robotlaşacak insanlardan, duygusal sermayelerin ne olacağından vs. bahsediliyor. Bu konular HCI (Human-Computer Interaction/ İnsan-Bilgisayar Etkileşimi), HRI (Human-Robot Interaction/ İnsan-Robot Etkileşimi) tartışmalarını tekrar tekrar gündeme getiriyor. Fakat insan-sosyal medya etkileşimi de kişileri sosyo-fobik yaparak robotlaştırdı, diyebiliriz.

Dijitalde var olmak ile gerçek hayatta var olmak arasındaki fark kaçırılıyor mu?

-Evet, kişiler dijitalde var, gerçekte yok. Sadece dijitalde var olmak akla evren ötesi anlamına gelen Metaverse’i getiriyor ama bu konuda dahi geçiş aşamasındayız ve ileriye dönük olarak kaç yılda böyle bir evrene tamamen geçilebileceği, adapte olunabileceği tartışılıyorken, sosyal medyada var olmanın aslında çok da bir anlamı yok. Gerektiğinde iş paylaşımı yapmak, kişilere ulaşmak, yapılan bir çalışmanın geniş kitleler tarafından duyulması için büyük avantaj sağlar elbet ama her şeyde olduğu gibi fazlası zarar. Sosyal medya kullanırken gerçek yaşamı kaçırmamak önemli. Zaman yönetimini ve psikolojik yönetimini yapamayan kişilere bu becerilerin kazandırılması da multidisipliner olarak ayrı bir çalışma alanı açtı.

Sosyal medyanın çocuklar tarafından çok yoğun şekilde kullanılması önlenebilir mi peki?

-Sosyal medya çocuklar için dış dünyayı tanıma imkânı sağladığından cazip geliyor olsa da, sosyal medyada çocuklar için tehlike unsuru taşıyan çok bileşen yer alıyor. Olumsuz duyguları içeren videolar çocuklara zarar veriyor. Özellikle video bombardımanı sunan Youtube çocuklar tarafından yoğun talep görüyor. “Estetize edilmiş şiddet” olarak adlandırdığımız, eğlendirirken şiddetin yayılımı durumu çocukları etkisi altında bırakıyor ve uzun süre buna maruz kalan çocuklarda bir süre sonra gerginlik, rahatsız edildiğinde öfkelenme, sanal dünyada daha fazla vakit geçirme isteği ve uzun vadede kimlik gelişiminin olumsuz etkilenmesi gibi durumlar görülüyor.

Örneklendirebilir misiniz?

-Tabi. Bu durumun daha çarpıcı diğer bir örneği ise, oyun videosu izledikten sonra intihar eden çocuklardır. Oyun cazibesi altında yatan şiddet önlem alınmadığında tehlikenin boyutunu arttırmaktadır. Bununla ilgili olarak dünya genelinde yapılan araştırmalara göre, Youtube kullanımı 8 yaşa kadar düşmüş durumda. Ailelerin çocukların ne yaptıkları konusundaki farkındalığı hayati öneme sahip. Dijital medya kullanımı için sadece yaş kriter değil; yaşla birlikte dijital olgunluk seviyesinin de sağlanması önemli.

Son zamanlarda “Dijital olgunluk” tartışmaları görülüyor. Dijital reşitlik konusunda çalışmalar var mı? Devletlerin bu konuda geliştirdikleri politikaları var mı?

-Dijital olgunluk, diğer bir ifadeyle “Dijital Reşitlik” kavramı, her çocuğun dijital mecraların getirilerinden eşit bir şekilde faydalanabilmesi, tehditlerinden de sakınarak kendilerini koruyabilmesi gerektiğini ifade ediyor. Çocukların sosyal medyaya katılımı, kendini ifade edebilme olanağının olması gibi hakları çeşitli ülkelerde “Dijital Reşitlik Yaşı” politikası kapsamında sağlanıyor. Belçika, Danimarka, Estonya, Finlandiya ve Birleşik Krallık gibi ülkelerde dijital reşitlik yaşı 13; Almanya, Macaristan, İrlanda ve Romanya gibi ülkelerde ise 16 kabul ediliyor. Fakat belirli ülkelerin standartlaştırma çalışması olsa da uluslararası düzeyde belirli bir standardı henüz yok. Buna göre, dijital reşitlik yaşının en az 13 olduğu kabul edildiğinde, daha küçük yaştaki çocukların dijital medya kullanımı ve buna yönelik kontrol ve denetimlerinin sağlanması ebeveynlerinin sorumluluğundadır.

Dijital reşitlik için hangi becerilere sahip olunması gerekiyor?

-Çocukların bilişim teknolojileri ile karşılaşması ve deneyimlemesi ailelerin kontrolünde olduğundan ebeveynlerin dijital medya okuryazarlığı becerilerine sahip olması önemlidir. Bu becerilerin çocuğa ilk aktarıcısı ebeveynleridir. Dijital medya okuryazarlığı kapsamındaki; dijital medya kullanım süresi, doğru bilginin teyit edilmesi, dezenformasyondan korunma, sahte hesapları fark etme, içeriklerin uygun bir şekilde seçilmesi ve yayınlanması, etik kurallara uyma, duygusal yayılıma dikkat etme ve olumsuz içeriklerden korunma gibi birtakım becerilere her yaştan bireyin sahip olması beklenmektedir.

BİLİNÇLİ SOSYAL MEDYA KULLANIMI İÇİN TAVSİYELER

1. Sosyal medya kullanımında aşırıya kaçmayın.

2. Sosyal medyada da sosyal mesafe kuralını uygulayın; sınırları unutmayın.

3. Olumsuz içerikler yerine olumlu içerikleri üretim/tüketim olarak tercih edin.

4. Sosyal ağlarda duygusal etkileşim güçlü olduğundan paylaşımlarınızda seçici olun.

5. Sosyal medyada yetkin olduğunuzu düşündüğünüz alanlardaki bilgi ve becerilerinizi paylaşarak faydalı enformasyonlar yaymayı amaçlayın.

6. Sosyal medya haberciliğine dikkat edin; karşınıza çıkan her haber içeriğini doğruluğunu teyit etmeden paylaşıp beğenmeyin.

7. Eğlence/mizah amaçlı sosyal ağ kullanımında kişisel verilere, etik değerlere dikkat edin.

8. Sahte hesaplardan korunun.

DOÇ. DR. AYLİN TUTGUN ÜNAL KİMDİR?

İlköğretim ve lise eğitimini Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde tamamladıktan sonra 2002 yılında İstanbul Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi’nde Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği Programı’na başlamış, 2006 yılında lisans eğitimini bölüm 3.’sü olarak tamamlamıştır. 2009 yılında yine Marmara Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Anabilim Dalı’nda yüksek lisans mezunu olmuştur. 2015 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Anabilim Dalı bünyesinde bulunan Bilişim Bilim Dalı’nda doktora eğitimini tamamlamıştır. 2021 yılında Doçentliğini “İletişim Çalışmaları” alanında almıştır. İstanbul’da pek çok üniversitede öğretim görevlisi olarak görev yapmıştır. Şu an Üsküdar Üniversitesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü’nde öğretim üyesi olarak yer almaktadır. Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal’ın çok sayıda Ölçek Geliştirme Çalışması ve Kitap/Kitap Bölümü Yayını bulunmaktadır. Popüler kitapları arasında; Metaverse Dijital Oyun Psikolojisi (2022), Toplumsal Cinsiyet ve Medya Algısı (2022), Sosyal Medya Psikolojisi (2021), Dijital Sağlık Okuryazarlığı (2021) ve Sosyal Medya: Etkileri, Bağımlılığı, Ölçülmesi (2020) yer almaktadır. Yeni medya, sosyal medya, sosyal medya bağımlılığı, dijital iletişim, sosyal medya okuryazarlığı, kuşak çalışmaları ve ölçek geliştirme üzerine çalışmaktadır. Şimdilerde Metaverse ve Eğitim İlişkisi kapsamında “Metaverse Öğretim Mimarisi” çalışmaktadır.

14.12.2022

https://www.istiklal.com.tr/haber/dijital-resitlik-ve-sosyal-medya-okuryazarligi/727595

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir