KALBİN CİHADI

YARALI bir ceylan gibi oradan oraya seğirttiğim zamanlardı. Kafam karışıktı. Kalbim de öyle.

Yenilmişlik duygusu içindeydim. Her cepheden üstelik.

Aklın, fikrin, zihnin ve kalbin tümüyle teslim olduğu, geri çekildiği, varlık gösteremediği, pes edip bir kenara çekildiği zamanlardı ve yine yolum nefeslendiğim çay ocağına düşmüştü.

Konu kalbin cihadıydı. Sohbet kaynıyordu ve dikkatle dinleniliyordu. Kapı kenarına ilişiverdim.

İlk muhatap olduğum cümle şu oldu: Salah olmadan ıslah olmaz.

Not ediverdim hemen elbette.

İçini ıslah etmeyenin dışını imar edemeyeceğine işaret ediliyor. Günümüzle ve kendimle kıyas edince yaralı olduğumuz bir alan olduğuna kani oldum. İçini değiştiremeyenlerin kolayı olan dışına yönelmesi ve bunu abartılı bir şekilde yapması meselesi. Bir dize dile geldiği gibi: “İçi kâfir dışı Müslüman çoktur…”

Ustanın ıslahı nefs etmeyen ıslahı âlem yapamaz cümlesi de konuyu kuvvetlice bağladı. Görünmeyen düşman ile yeri ve zamanı belli olmayan yani sürekli olan silahsız savaşın zorluğu azıcık düşünülünce kolayca anlaşılıyor.

Fıtratını bozup münker olma. Yaratılışın güzel gördüğü mağrufu, doğruyu usanmadan yap. Kalbin cihadı silahsızdır ve zor olanıdır. Bunu tercih et. Bağını bahçeye çevir, imar et. İhya ol ki, ihya edesin.

Zıpkın yemiş hâle getirmişti duyduğum cümleler. Sokakları arşınlıyordum ve yağmur yağıyordu.

İçimi bu cümleler dışımı da yağmur damlaları yıkamıştı.

Kalbimin yeniden kendini iyi hissettiğini söylemeliyim.

Bu büyük bir kazançtı!

21.08.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.